Video

AK Parti kurucularından Albayrak: AKP açlıkla toplumu köleleştirmek istiyor

1 ay önce


AK Parti kurucularından eski milletvekili Kemal Albayrak Doğru Bakış programından Cumali Önal’a mutluluk getirme hedefiyle yola çıkan AK Parti’nin nasıl bir zulüm aracına dönüştüğünü anlattı.

Albayrak programda şu görüşleri dile getiriyor:


Şevket Süreyya Aydemir’in dediği gibi Türkiye’de siyaset mutlu başlıyor acıyla bitiyor. Ama bu dönem acı değil acılarla bitti. Osmanlı İmparatorluğu döneminde bilinen 14 adet darbe yaşanırken, yüz yıllık cumhuriyet döneminde ise bu sayı 8. Ve hala rejim tartışmaları yaşanıyor. İnsanların mutluluğunun değil, ayrıştırılmalarının benimsendiği bir dönemden geçiyoruz. Bu süreçte Aydemir’in dediği gibi suyu arayan adam gibi iyileri bulma gayretindeyiz. Dostları tanıdık, insanların ikiyüzlülüğünü gördük, hukuk, adalet diyen, yoksulluk, yasaklarla mücadele diyen insanların hangi durumlara düştüğünü gördük.


Burası bizim kaderimiz, bu topraklarda doğmuşuz. Kimsenin annesini babasını tercih edemediği gibi biz de bu topraklarda doğmayı tercih etmedik.


Çocukluğumdan beri sivil toplum faaliyetlerinde yer aldım


Partiyi kurarken gerçekten niyetimiz iyiydi. Temiz bir kadro, temiz düşünen insanlar diyerek yola çıktık. Hedefimiz açıklık, saydamlık, hak, adalet ve hukuktu. Ama gelinen noktada tamamen farklı bir yapı var. İlk önce tereddütleri olan insanlar kaybedildi. Bunlar adil, bunların alnı secdeye değiyor bunlar yolsuzluk yapmaz diye bir intiba vardı.

 

Fakirliğe karşılar, yolsuzlukların üstesinden gelirler diye bir düşünce vardı. Geçmiş siyasilerden de edindiğimiz tecrübelerden dolayı AK Parti bir kurtuluş ümidi oldu. Avrupa Birliği standartları, hak ve hukuk davası, bireysel hürriyetler, özgürlükler partinin öncelikleriydi.

 

Özgürlük kavramı o kadar önemli ki Hegel’in dediği gibi, “Devlet özgürlüklerin garantisidir.” Bu düşünceyi temel alarak, ayrıştırma değil kaynaştırma düzeni olsun diye hareket ettik. Bizimle ilgili tereddütleri olan insanların dahi gönlünü alalım diye uğraştık. Ama bugün geldiğimiz noktaya bakıyorum. Her alanda bir tezat oluşturuldu. Siyaset kriz çözme yeridir, kavga yeri değildir. Siyaset muhalefeti de bir denge unsuru olarak görerek onlarla birlikte ortak bir noktada buluşma alanıdır.

 

Neden bu noktaya gelindi?


Kimsenin batıni yönünü bilemeyiz, hep zahiri yönlerini gördük. Parayı, makamı, şöhreti görünce “biz neymişiz” demeye başladılar. Bilgi beyne girmeye başlarsa uslu durmaz. Bu bilgi ya hayra çalışır ya da şerre. Hayra çalışacağız diyerek yola düşen bu kadrolara imkanlar ve güç çok ağır geldi. “Bir otoriter yapıyla bu işleri imtiyazlı bir alana nasıl çevirebiliriz“ konusu gündeme geldi. O zaman sapma olayları başladı. İlk altı yedi senede gerçekten mevcut kadrolar duruyordu, yanlışlık yaptırmıyorlardı. Her ne kadar bunlar AK Parti‘nin kadroları olmasa da gerek dışişlerinde, gerek ekonomik anlamda, gerek diğer alanlarda bir sistem vardı. Kademe kademe, her geçen gün bu insanların yerine kendi zihniyet ve yapılarına uygun, emir alan insanları ikame ettiler. Yani aklı hür, vicdanı hür insanlar bürokrasiye, dış politikaya geterilmedi.


O zamanlar konuştuğumuzda Siyasal İslamcı düşüncedeki arkadaşlar iki noktaya çok dikkat ediyordu.

 

Birincisi ekonomiydi. Ekonomik anlamda faiz konusunu çok fazla gündeme getirirlerdi.

 

Diğer alan da özgürlüktü. Mağdurken maruz kaldıkları bu sorunların üzerine çok düşünüyorlardı. Mağrur duruma gelince bu noktaları unuttular. Yolda bulduklarıyla yol arkadaşlarını değiştirdiler, hukuk tanımaz hale geldiler. Hırs o kadar arttı ki, daha çok hırslandılar. İntikam duygusuyla hareket ettiler. Siyaseti doyma yeri, imtiyazlı alan haline getirdiler. Kamu kurumlarını kendi özel mülkleri gibi kullanmaya başladılar.

 

Karl Popper der ki; “Demokrasi seçimle gelmek değil, seçimle gitmektir”. Süleyman Hayri Bolay Tanzimat‘tan günümüze kadar olan değişimi inceliyor ve 200 kadar düşünce insanının fikirlerini toparlıyor. Onları okuyorum ve ibretle karşılıyorum. Bu olayların benzerleri hep yaşanmış, ama günümüzde yaşananlar çok daha farklı. Sivil diyerek otoriter bir yapıya doğru götürülüyoruz.

 

Başlangıçta mutlu sivil bir yapı, herkese özgürlük, herkese hürriyet, saydamlık var, şimdi ise gizlilik hakim. Bu arkadaşlar toplumu iki yönden kademe kademe ele geçiriyor.

 

Birincisi iktisat, ikincisi kutsallar üzerinden.

 

Eflatun’un bir sözü var: “Ekonomide dost ya da düşman olmaz, bilen ve bilmeyen olur.”

 

Bilmeyenlerle dostluk ve düşmanlık üzerine kurgu yaptılar. Sıkıntıya girdiler mi “Ey Amerika, ey Almanya, ey Avrupa” diye bağırıyorlar. Bu bir yol tercihi oldu onların. Bu sözleri kalabalıkta söylediler, tenhada da ellerini öptüler, eğildiler.

 

Osman Yüksel Serdengeçti der ki; “Bir santim yükselmek için bir metre eğilenlerden olmayın.”

 

Kalabalıklarda iç politikada kükrüyorlar. Yeni Osmanlıcı kafasıyla, halife olacaklar, bütün İslam ülkelerinin öncüsü olacaklar. Bu sözler biraz da bizim topluma cazip geliyor. Çünkü medeniyet ve kültür referansımızda düşünmeye, sorgulamaya ağırlık verilmemektedir. Bu bizim kaderimiz de değildir aslında, zihniyetimiz böyle.

 

Tek oldukları vakit her türlü tavizi veriyorlar. Hukuktan, adaletten ayrıldılar. Yolsuzluklara battılar, lağım çukurları oluştu. Yatıp kalkıp faizden bahsederlerdi. Kendi rakamlarına göre 18 yılda faize harcanan para 492 milyar dolar. Faize karşılar ama faizin zirvesine çıktılar. Toplumu neden bu duruma getiriyorlar? Herhangi bir direnç de yok. Stalin mantığıyla aç bırakyorlar toplumu. Stalin kışın tavuğun üzerindeki tüyleri yoluyor cebine de yem koyuyor. Sonra da sıcak bir ortama girince tavuk yemi veriyor. Toplumu bu şekilde yönlendiriyorlar. Kendi rakamlarına göre toplumun yüzde 34’üne yardım ediliyor. Bu demek ki toplumun bu kadar kesimi fakirleşti.

 

Aç insanları idare etmek daha mı kolay?


Bilgisizlik liderleri güçlendirir. Aç insan köleliğe sürüklenir, beni beslesinler diye. İnsanları aç bırakarak kendine bağlıyor. Bu bir kölelik düzenidir. Bir insanı aç bırakırsan sana tabi olur. Zengin, bireysel, medeni olursa, düşünürse, sorgularsa sana tabi olmaz. Şimdi ayrıştırma ve kutuplaştırma yapıyorlar. Bu iktidar ilk zamanlar kaynaştırma düşüncesindeydi, ancak bu sonra ayrıştırmaya dönüştü. Neden ayrıştırma? 83 milyon insanın yaşadığı bir ülkede Millet İttifakı, Cumhur İttifakı nedir böyle? Bu ittifakların insanları kimler? Bu siyasal mantık ayrıştırmayı körüklüyor. Muhalefet de bu oyuna geliyor. Niye oyuna geliyor? Demokratlık, sorgulama üzerinden gündem yaratamıyorlar.

 

Yine başladılar beka sorunu, bayrak inmeyecek, ezan susmayacak demeye. Muhalefet de “Türkiye’nin kurtuluşu için şu şu özellikler olması lazım” diyemiyor. Bir ülkenin Adalet Bakanı, “Bütçe açığı hukukun olmadığı yerlerde olur” diyebilir mi? Benim gibi insanların şikayet etmem lazım bu durumu. Sorumluların şikayet etmek görevleri değildir. Siyaset kriz idare etme yeridir, ötekini karşısına alma yeri değil.

 

Budha, “Nefret ettiğinizle ilişki kurun, çok arzu ettiklerinizle ölçülü olun” der. Tüm inançların temelinde bu vardır. Ortak alanda buluşma var mı? Yok.

 

Biden görevi devralırken ayrımcılıkla mücadele edeceğini söylüyor. Ama bizde ise ideolojik düşmanlıklar oluşturuluyor. Muhaleefetin şu oyuna gelmemesi gerekir: “Meşru olarak kurulan her parti meşrudur. Suçu hukuk belirler. Siyaset belirlemez. Siyaset yanlışı tenkit eder, doğruların yol göstericisi olur.”

 

Günümüzde hukuk diye birşey kalmadı

 

Üç konuyu sürekli dile getiririm:

 

- Adalet cübbesi düğmesizdir, ama şu anda düğme dikildi.

 

- Bağımsızlığı temsil eden üniversitelerin hocaları artık düğme ilikliyor.

 

- Ve Diyanet.. Cübbelerinde düğme yoktur ama hepsi bağımlı hale geldi.

 

Siyaset devleti ele geçirme yolu değildir. Devletin tanımı çok önemlidir. Dağda devlet olmaz, bağda olur. Birbirinin hakkını koruma amaçlı bir sistemdir devlet. Devletin sopası adaletidir. Ancak şu anda adalet değil tam bir zulüm yaşanıyor. Geçende bir arkadaşı ziyarete giderken Atatürk’ün bir yazısını gördüm. “Belli sebeplerle bu insanlar yanlışlığa düştükleri için özgürlükleri alınmış olabilir, ama bundan sonra onlara hayat hakkı vererek onlarla ilgilenmek devletin görevidir” diyor.

 

Siyasetin belirlediği bir suça ben inanmıyorum. Bağımsız adaletin belirlediği suça inanıyorum

 

İnsanların ekmeğini alıyorsun, pasaportunu alıyorsun, yaşama hakkını alıyorsun. Ama o da diyor ki; “tamam bırak da ben satıcılık yapayım, benzinlikte çalışayım” diyor. Ona da hayır diyorsun. Bu devlete ve millete düşman yetiştirme projesidir. Araştırmalara göre Türkiye’deki insanların yüzde 70’i ülkeyi terketmek istiyor. Her üç gençten ikisi yurt dışında okumak istediğini belirtiyor. Bunların utanmaları lazım. ABD’nin kurucularından Jefferson’ın ortaya koyduğu konulardan bir tanesi de “ülkeyi yaşanılabilir bir hale getirmek”tir. Doğru olan önce kendimizi düzeltmektir. Devletle, kurum ve kuruluşlarıyla bireyin hakkını gözetmeliyiz.

 

Maliyeyi kimse sorgulamıyor. Dünyanın hiçbir yerinde hazine garantileri diye bir hadise yok. Bunun adı modern hırsızlıktır. Dünyada gazetecilerin yüzde 30’unun hapishanede olduğu başka bir ülke var mı? Saydamlık yok. Hiç bir kurum incelenemiyor. Sırlar ülkesi haline geldik. Bundan dolayı gerçekler aydınlatılamıyor. Suçlular hep aydınlıktan korkar. Karanlığı severler. Çünkü suçlarını gizliyorlar. İmtiyazlı sınıf oldular.

 

Devletin bir kesimi özellikle kirli yapılarla hareket ederek bir mafyalaşmaya doğru gitti. Bunların dilinde hep paralel sözü vardır ya. Devlet kurumları çalışmazsa yerine alternatifler doğar. Güvenlik güçleri görevini yapmazsa yerine alternatif yapılar doğar. Diyanet görev yapamazsa alternatif doğar. Eğitim görevini yapamazsa alternatif doğar.

 

Artık bugün devlet kime tuzak kuracak diye bekler hale geldik

 

Trafik levhaları bile artık sahte. Korku olunca düşünce üretemez insanlar. Böyle bir sistemin uzun süre ayakta kalacağını zannetmiyorum. Mutlu başladık acılarla bitti. Filmlere konu olacak bir dönem. “Mutluluktan zulme doğru” başlığı altında bir doktora tezi yapılması çağrısında bulundum. Her yer zulüm oldu.

 

AK Parti geriye dönüş yaşayabilir mi?

 

AK Parti eskiye dönemez. İnandırıcılığı kalmadı. Ama bir kurtuluş ümidi yok mu? Elbette var. Her kötülüğün sonu aydınlıktır. İktidarda kalabilmek için gündemleri hep hile ile dolu. Seçim değişikliği, ekonomi forumu vs.. Bu foruma bakıyorsun, böyle bir sistemde hane halkının hanedan halkına tabi olması düşüncesi var. Bir kölelik düşüncesi.

 

Bu insanlar hiç mi düşünmüyor. Medine Vesikası diyorsun, Veda Hutbesi diyorsun, Magna Carta Bildirgesi, Fransa İhtilali, Virginia Bildirisi diyorsun. Hepsinin temel kaideleri insan hak ve hürriyetleri. Hak ve vazife kavramı vardır.

 

AK Parti değil, ama yeni bir siyasi oluşum bu çıkmazdan çıkarabilir Türkiye’yi. Başkalarının da hakkını koruyacak, ayrımcılık yapmayacak bir siyasi oluşum gerekiyor. Türkiye’de çok zeki insanlar var, ama artık insanlar gelip bu insanları yönetiyor. Türkiye’den beyin göçü oluyor. Sermaye göçü oluyor. Neden hukukun olduğu yerden sermaye göçü olsun?

 

Bir araştırmaya göre dünyada her yıl bir buçuk milylar insan göç ediyor. Çoğunluğun sebebi hürriyet ve özgürlük. Aziz Sancar gibi değerli bir insan Türkiye’de olsaydı aynı sıkıntıyı yaşayacaktı. Buraya geldi, Süryani mi, şu mu bu mu diye hedef gösterildi. Bilimle düşünen yok. Türkiye’den bilim insanları düşünce insanları kaçırıldı. Terörü ortaya koyacak olan siyaset kurumu değildir, bağımsız hukuktur. Tarafgir bir yargıyla kimin suçlu, kimin suçsuz olduğuna karar verilemez. Kendileri diyor, “at izi it izine karıştı” diye.

 

Önceki liderler Demirel, Erbakan, Türkeş gidince partileri de birlikte gitti. Toplum üzerinde derin bir etkileri olmadı. Ancak AK Parti öyle değil. Kendilerine, kurumlara, gençliğe, insanlığa, herkese zarar verdi. Toplum bir istihbarat düzeni oldu. Acilen mazlumların elinden tutabilecek kişilerin hakkını arayabilecek bir siyasi ortama ihtiyacı var. Böyle bir siyasi oluşum olur mu? Daha iyisi kesinlikle olacak.

 

Siyaset devleti bir kin aracı olarak kullanmamalı. Yargıyı bir intikam aracı olarak kullanmamalı. Herkes kendi mecrasına çekilsin. Bunların dilinden hiç taarruz kelimesi düşmüyor. Atatürk Cumhuriyet kurulduğunda diyor ki; “Artık bizim işimiz müdafaadır, taarruz değildir.” Müdafaa ne ile olur, kalkınma ile, rekabetle, eğitimle olur. 500 üniversite arasında bizden herhangi bir tanesi var mı?

 

Her yerde kadrolaşma harekete var, bağnazlık var. Eğitimde sorgulama var mı? Tam tersine köle düzeni var. Diğer ülkeler öğrencisine tablet veriyor, sen yazmışsın Iban numaranı. “Biz bize yeteriz” diyorlar ama milyonlarca kişi doğal gaz parasını ödeyemiyor. Buna karşılık beş kişinin tüm vergileri siliniyor. Gelişmiş ülkelerde vergi silme diye bir olay var mı? 200’ün üzerinde ihale yasası değiştirildi. Vücuda göre gömlek arıyorsun. Bunlar ancak adaletle aşılır.



İlgili konular

doğru bakış

Albayrak: 104 amiral için SADAT, Montrö kadar önemli değil miydi?

1 hafta önce

Doğru Bakış programından Cumali Önal’ın sorularını cevaplandıran AK Parti kurucularından eski milletvekili Kemal Albayrak son günlerde toplumu meşgul eden amirallerin bildirisi hakkında konuştu....Devamını oku