Politika

Akşener'den enflasyon tepkisi: Nebati Bakan'ın gözlerine bakmamız gerekiyor

5 gün önce

Akşener

Partisinin grup toplantısında konuşan İYİ Parti lideri Akşener, AK Parti'nin iktidara geldiği günden beri enflasyon ve hayat pahalılığının düşmediğinin altını çizdi.

Akşener, "Bizden beklenen ne? Nebati bakanın gözlerinin içine bakmamız. Bakınca ne görüyoruz? Ekonomiyi içinden çıkılmaz bir noktaya getirirken 'Siz ancak maaşınızı kaybedersiniz' diyerek damat bakana selam çakan empati yoksunu birini görüyoruz" dedi.

 

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, grup toplantısında konuştu.

 

Akşener, konuşmasına cemaat yurdunda kalmaya zorlanan ve yaşadığı baskı nedeniyle Enes Kara'nın hayatına son vermesi, eski nişanlısı Oktay Dönmez tarafından Dilara Yıldız'ın ve yine eski nişanlısı tarafından Raziye Oskay'ın öldürülmesiyle başladı.

 

Akşener, "Haftaya çok acı haberlerle başladık. Daha hayatlarının baharındayken Enes'i, Raziye'yi ve Dilara'yı kaybettik. Enes'i hapsedildiği umutsuzluğa kurban verdik. Elinden alınan özgürlüğe, en yakınlarından gördüğü umursamazlığa ve yaşamaya zorlandığı hayatın sonucunda çıkışı intiharda bulmasına kahrolduk. Raziye ve Dilara'yı da önü bir türlü alınamayan ve alınmak da istemeyen bir şuursuzluğa kurban verdik" dedi.

 

"ERDOĞAN 20 YILDIR SÖZLERİNİN ARKASINDA DURMUYOR"

 

Akşener'in konuşmasından satır başları şöyle:

 

"Erdoğan, söz veriyor ama 20 yıldır sözlerinin arkasında durmuyor. Yolsuzluğun, yoksulluğun ve yasakların bayraktarı haline dönüşen, derdini söyleyeni terörist ilan eden sayın Erdoğan'ın bizzat kendisi söylüyor.

 

Neydin ne oldun sayın Erdoğan? Eskiden bilgi sahibi insanları etrafında toplardın, şimdi ise etrafını bol maaşlı şakşakçılarla çeviren bir adam oldun. Belediye başkanlığında sokakta aç kalan insanların yardımın koşardın, şimdi vatandaşı aç gezerken lüks içinde sefa sürebilen bir vicdansız adam oldun.

 

"BİZDEN NEBATİ BAKAN'IN GÖZLERİNİN İÇİNE BAKMAMIZ BEKLENİYOR"

 

Para politikasında ekonomideki riskleri göz ardı ederek atılan adımlar bakın nelere yol açtı? Türk Lirası, tarihinin en değersiz dönemine girdi.

 

Sorumsuz adımlar yüzünden MB politika faizleri düştü ama diğer bütün faizler yükseldi. Enflasyon düşmedi. AK Parti'nin iş başına geldiği tarihten daha fazla enflasyon ve hayat pahalılığı var. Bizden beklenen ne? Nebati bakanın gözlerinin içine bakmamız. Bakınca ne görüyoruz?

 

Ekonomiyi içinden çıkılmaz bir noktaya getirirken 'Siz ancak maaşınızı kaybedersiniz' diyerek damat bakana selam çakan empati yoksunu birini görüyoruz. Komplo teorileriyle saçmalayan bir atanmış özgüveni bırakın ekonomiyi matematik bile bilmeyen büyük bir cehalet görüyoruz. Buradan ekonomiyi yönetenlere sesleniyorum lütfen bir an önce aklınızı başınıza alın. Belli ki sizin kapasiteniz kısıtlı o nedenle size ne yapmanız gerektiğini ben söyleyeyim. İşe önce enflasyon sarmalını tersine çevirmekle başlayın.

 

"YAPAMIYORSANIZ GİDECEKSİNİZ, BİZ YAPACAĞIZ"

 

Bakın aynı 128 milyar dolar meselesinde olduğu gibi yine gizli kapaklı işler yapmaya başladınız. Bankaların sizde zorunlu karşılık olarak tutukları rezervlerle kura müdahale ediyorsunuz, yatırım yapmak isteyen iş dünyasını dövizini bozdurmazsan sana kredi vermem diye tehdit ediyorsunuz.

 

Yapmayın bu gizli kapaklı işlere olan merakınız ve kural tanımazlığınız ekonomiyi daha da kırılgan hale getiriyor. İlk yapmanız gereken enflasyonla mücadeleye öncelik verip ekonomideki belirsizleri ortadan kaldırmak. Bunları nasıl yapacağınızı daha önce size bu kürsüden söylemiştik. İzlemediyseniz internetten açın izleyin, feyz alın. Eğer yapamıyorsanız siz gideceksiniz, biz yapacağız.

 

"AK PARTİ'NİN MODELİ KADINLARI VE GENÇLERİ DIŞLIYOR"

 

İşsizlik verileri açıklandı. İş gücüne dahil olan 118 bin genç kadının sadece 13 bini iş bulabilmişken 105 bin genç kadın işsizler ordusuna katılmış. Kayıt dışı çalışan sayısında 688 bin kişilik artış görüyoruz. Bu kayıt dışı çalışan artışının çoğu kadın istihdamında gerçekleşmiş. AK Parti'nin yönetim modeli kadınları ve gençleri dışlayan, çağ dışı anlayıştan başka bir şey değil.

 

"GENÇLERİMİZİ BU HALE GETİREN UCUBE DÜZENDEN UTANDIM"

 

20 Ocak 2020’den beri, tam 79 ile gittik. Gittiğimiz her yerde, karşılaştığımız yoksulluğu, en derinden hisseden kesimlerden biri olan, gençlerimizin düşüncelerini de dinleme fırsatımız oldu. Kimi zaman ben sordum kimi zaman da onlar dertlerini haykırdı.

 

Henüz 12 yaşında, Faizden, hiperenflasyondan, devalüasyondan bahseden çocuklarımızı; Henüz 16 yaşında, Asgari ücretin ne kadar açıklanacağını, merak eden gençlerimizi dinledim. Ailesine yük olmamak için, inşaatta çalışan, çalıştığı için, üniversite okuyamayan, imkânı olup okusa bile, işe girme umudu kalmayan, elleri kalem tutmaktan değil, tarlada çalışmaktan nasırlanan, gençlerimizle konuştum.

 

Ülkemizin her yanını saran; kayırmacılığın, torpilin ve liyakatsizliğin karşısında, kendine bir fırsat bulamayan, fırsat bulamadıkça, ülkesinden umudunu kesen, umudu yurt dışında arayan, bu nedenle de dışlanan, suçlanan ve yok sayılan gençlerimizi, daha iyi anladım. Onlar konuştukça, onların endişelerini ve korkularını dinledikçe, yüreğimin acısı daha da derinleşti. Gençlerimizi bu hâle getiren, bu ucube düzenden daha da utandım.

 

"BECERİKSİZLİĞİNİZİN FATURASINI GENÇLERİN SIRTINA YÜKLEYEMEZSİNİZ"

 

Bugün, ülkemizdeki çocukların yarısı, gençlerin de üçte biri, en yoksul yüzde 20’lik kesimde yaşıyor. Tam 4,2 milyon çocuk 2,1 milyon genç ve bunu içim çok acıyarak söylüyorum, 954 bin bebek, kişi başına gelirin, yılda sadece 4600 lira olduğu, en yoksul ailelerde yaşıyor. Sayın Erdoğan değerlerini hiçe sayıp, fikirlerini dinlemediğin, günde 20 liraya mahkûm edip, üstüne bir de, 'Elinize dilinize dursun' dediğin gençlerimizin 3’te 1’inin yoksul olduğunu biliyor musun?

 

Resmî tanıma göre, ülkemizdeki 12,3 milyon yoksul vatandaşımızın tam 6,2 milyonunun, genç olduğunu biliyor musun? 12 milyon gencimizin 2 milyonunun, bilgisayarının olmadığını, 1,3 milyonunun, eski giysilerinin yerine, yenisini alamadığını, 1 milyonun, ikinci bir ayakkabısının olmadığını, biliyor musun? 'Başka bir dünya mümkün' dediğin dünya, bu mu Sayın Erdoğan?

 

Uçan, kaçan, tüm dünyaya kafa tutan Türkiye, bu mu? Gençlere reva gördüğün hayat, bu mu? Eski Türkiye’den dem vurarak, nankörlükle, tembellikle, iş beğenmemekle suçlayarak, ‘Çıkar telefonunu göster’ nobranlığına hapsederek, onların, bu yoksulluğa razı olmalarını bekleyemezsin. Kendi beceriksizliğinin faturasını, bu ülkenin gençlerinin sırtına yükleyemezsin. Ayıptır, günahtır.

 

"ÖNCE AİLELERİ, SONRA ÇOCUKLARI MAHKUM EDİYORSUNUZ"

 

Sayın Erdoğan artık son demlerini yaşadığın, 20 yıllık devri iktidarının sonucunda çocuklarımızı, yoksulluğa mahkûm etmişsen, onları Cumhuriyetimizin sunduğu fırsatlardan, mahrum etmişsen, geleceklerinin önüne setler örmüşsen, sen artık, o koltukta oturmayı da, hak etmiyorsun demektir.

 

Bu kadar basit. Sosyal devlet olma görevini, vakıflara, derneklere, cemaat ve tarikatlara bıraktığınız bir durumda fakir ne yapacak? Çocuğunu vakıf, dernek adı altında kurulmuş okullara, yurtlara bırakacak. Önce aileleri mahkum ediyorsunuz, sonra çocukları. O çocukların hayallerini elinden aldınız sayın Erdoğan.

 

"KYK VERİLERİ ŞEFFAF DEĞİL"

 

Değerli dava arkadaşlarım Yükseköğretim Kurumu verilerine göre; 2020-2021 yılında, Türkiye’de yüksek öğrenimde, yaklaşık 8 milyon öğrenci bulunuyor. Bu 8 milyon öğrencimizin, 450 bini burs, 1 milyonu ise, kredi alıyor.

 

Öğrenciliği bitmiş ve kredi borçlusu öğrenci sayısını, KYK verileri şeffaf olmadığı için, tam olarak bilemiyoruz. Ancak Meclis’te yapılan açıklamalara göre 2021’in Mart ayı itibariyle devlete borçlu öğrencilerimizin sayısının, 5 milyonu aştığını, 300 binden fazla öğrencimiz hakkındaysa, icra takibi veya yasal işlem başlatıldığını biliyoruz. İcra takibi başlatılan, 300 bin öğrencinin devlete olan borcu da yaklaşık 2 milyar lira. Gençlerin aldıkları kredi miktarının, büyük kısmı devlet yurdu bile olsa, yurt ücretlerine gidiyor.

 

Örneğin bugün, 850 lira kredi alan bir öğrenci bu miktarın, 200 ile 400 lira arasındaki kısmını, yurt ücretlerine ayırıyor. Eline kalan para ise, devlet yurdunda bile, üç öğün yemek yemeye yetmiyor. Üstelik yurtlardaki, hijyenik olmayan koşullar, kalabalık odalar, yavaş internet gibi, onlarca problem de cabası. Öğrencilerimiz bu parayla hem okumaya hem geçinmeye hem yaşamaya hem kendilerini geliştirmeye hem de sosyalleşmeye çalışıyor. Hepsinin ortak noktası hiçbir şey yapmaya vakitlerinin kalmadığı.

 

"GENÇLERİMİZ AÇ KALMAK İLE HAK ARAMAK ARASINDA TERCİH YAPMAYA ZORLANIYOR"

 

Küçücük bir ilçedeki meslek yüksek okulundaki öğrenciden bir büyükşehirdeki üniversitenin 4 yıllık bölümünde okuyan bir öğrencimize kadar hepsi yorgunluktan bitmiş durumda.

 

Mutlaka bir işte çalışıyorlar. Kendilerine ayıracak vakitleri olmadığından kimisi gözleri dolarak kimisi sapsarı bir yüzle anlatıyor, şikâyet ediyor. Benim yaş grubum buradasınız çok zengin ailelerin hatta ortalama ailelerin çocuklarıyız biz. Yahu biz üniversitede siyaset yaptık. Bu ülkeyi kurtaracak kendimize göre tasavvurlarımız oldu onlarla ilgili kitaplar okuduk onlarla ilgili arkadaşlarımızla bir araya geldik okuduğumuz kitapları tartıştık. Güvenlikle ilgili sorunların olmadığı okullarda üstün başarılar göstererek bitirdik. Nasıl yaptık biz bu işleri? Devlet arkamızdaydı her türlü eksikliğe rağmen devlet arkamızdaydı.

 

Şimdi gidiyorsunuz bir ilçeye o çocuk garsonluk yapıyor. Böyle bir dünya var mı? Böyle bir şey olmaz. Bunu değiştirmek zorundayız bu ülke bunu kaldıramaz. Şımarık şımarık telefonunu göster. O çocuğun bilgisayarı yok emmi biliyor musun? İkinci ayakkabısı yok. İşte gençler işte bu yüzden kendilerini sömüren okul hayatlarını engelleyen güvencesiz işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Sözde yarı zamanlı işlerde kötü niyetli iş verenler gençlerin emeklerini sonuna kadar sömürüyor.

 

Maalesef uzun çalışma saatlerinin resmen norm haline getirildiği ülkemizde gençler haklarını aramayı akıllarına bile getiremiyor. Birazcık sesini çıkaranlar hemen işten atılıyor. Gençlerimiz sürekli aç kalmak ile hak aramak arasında tercih yapmaya zorlanıyor.

 

"İŞ YOKSA BU GENÇLER BORCUNU NASIL ÖDEYECEK?"

 

Eğitim bursunun amacı nedir? Maddi imkânı olmayan gençlerimize, eğitimden mahrum kalmasınlar diye eğitim hayatları boyunca, maddi destek sağlamaktır. Bu, her ülkede böyledir. Gençler eğitimlerini tamamlayıp iş sahibi olduklarında da bu borcu öderler. Yani bu ikili bir anlaşmadır.

 

Bir öğrenci, bu borcu ne karşılığında alır? Devletin sağlayacağı, eğitim ve iş imkânı karşılığında alır. Peki ya bu iktidar, çocuklarımıza, iyi bir eğitim sağlıyor mu? Hayır. Peki ya bu iktidar, gençlerimize, iş imkânı sağlıyor mu? Hayır. Tam tersine iş sağlayan işletmeleri, batırmak için çalışıyor. Peki o zaman, iş yoksa, bu gençler borcunu nasıl ödeyecek? Orası belli değil…

 

"TEFECİ GİBİ GENÇLERİN ÜZERİNE ÇÖKÜYORSUN"

 

Bir anlaşmanın geçerli olması için her iki tarafın da anlaşmanın şartlarını yerine getirmesi gerekmez mi? Gerekir. Sayın Erdoğan sen, iş imkânı sağlamaktan vazgeçmişsin ama borcu tahsil etmekten vazgeçmiyorsun. Uğur’un dediği gibi üniversiteler gelir kapısı olmuş. Sen, iyi bir eğitim verme görevinden vazgeçmişsin ama KYK borcuna, faiz uygulamaktan vazgeçmiyorsun. Yani sen üstüne düşen hiçbir şeyi yapmamışsın sonra da çıkıp, tefeci gibi, gençlerin üzerine çöküyorsun. Ayıptır, günahtır.

 

"ŞİRKETLERE VERGİ MUAFİYETİ VERİLİYORSA KYK BORÇLARININ SİLİNMESİ DE MÜMKÜN"

 

Beşli çetenin milyarlarca liralık vergi borçlarının silindiği, hükümete yakın şirketlere vergi muafiyetlerinin verildiği bir ülkede elbette KYK borçlarının silinmesi de mümkündür.

 

İYİ PARTİ'NİN ÖNERİLERİ

 

Biz kredi borcu olan gençlerimizin istedikleri takdirde, borçlarının çok büyük kısmını, sosyal sorumluluk projelerinde çalışarak, ödemelerini öneriyoruz.

 

Bu programdan yararlanmak isteyen gençlerimiz, yetenekleri, uygunlukları ve istekleri doğrultusunda haftada en az bir gün, 1-2 saat boyunca bir sosyal sorumluluk projesinde çalışarak borçlarını ödeme şansına sahip olacaklar.

 

Peki öğrencilerimiz, ne tür sosyal sorumluluk projelerinde çalışacaklar? Biz, alandaki literatüre uygun olarak; Eğitim, Sağlık, Toplum ve Çevre ana başlıklarını belirledik. Eğitim başlığı altında; Yeni okula başlayan öğrencilere, okuma yazma becerileri kazandırmak, İlkokul ve ortaokul öğrencilerinin, derslerine yardımcı olmak, kitap toplama kampanyaları düzenlemek, öğrencilere yabancı dil öğretmek, kütüphanelerde görev almak, çocukları gruplar hâlinde, okula getirmek-götürmek, müzik dersleri vermek, çocuk spor takımlarına, koçluk, antrenörlük yapmak, çocukları kitap okumaya teşvik etmek, gibi aktiviteler var.

 

Sağlık alanında aile sağlığı merkezlerinde görev almak, ilaç toplama kampanyaları düzenlemek, Kan ve organ bağışı ile ilgili, farkındalık çalışmalarında görev almak, hastanede yatan çocuklar ile, vakit geçirmek, sohbet etmek, eğer sertifikaları veya yetkinlikleri varsa, ilk yardım eğitimleri vermek, gibi aktivitelere var.

 

Toplum başlığı altında yaşlılar ile sohbet etmek, alışverişlerine yardım etmek, evde yalnız yaşayan yaşlılara ve engellilere destek olmak, Çocuk Esirgeme Kurumu’nda görev almak, çocuklara, doğum günlerinde kart yazmak, onları ziyaret etmek, sokak çocukları için, eğitim desteği vermek, okul çevrelerinde, giriş-çıkış saatlerinde trafik memurluğu yapmak. Ne dedim farkında mısınız? Sokak çocukları dedim.

 

Yazıklar olsun be. Bu ülkede sokak çocukları diye bir kavram var! Bağımlılıkla mücadele eden kurumlarda görev almak, çalışmalara destek olmak, oyuncak ve kıyafet toplama kampanyalarında çalışmak, Aşevlerinde görev almak, gibi faaliyetler var.

 

Son olarak, çevre alanında ise ağaç dikimi ve dikilen ağaçları sulamak, şehrin işlek bölgelerinde, parklarda, meydanlarda, çevre ve temizlik bilinci ile ilgili, farkındalık yaratma faaliyetleri düzenlemek, hayvan hakları konusunda çalışmalar yapmak, barınaklarda görev almak, sokak hayvanları için, mamaları yenilemek veya düzenlemek, basit barınaklar inşa etmek, mama toplama kampanyaları düzenlemek, işletmeler için, geri dönüşüm eğitimleri düzenlemek, haneleri ziyaret edip su, enerji ve atık konusunda, bilgilendirmeler yapmak, plaj, ören yeri, sit alanı, piknik alanları gibi yerlerde, atık toplama faaliyetleri gerçekleştirmek, topluma hizmet bahçeleri oluşturmak, bu alanlarda tamamen çevreye duyarlı üretim yapmak, üretilen ürünlerin, ihtiyaç sahipleriyle buluşmasını sağlamak, gibi aktiviteler var.

 

Programa katılan öğrenciler maddi imkânları ölçüsünde, borçlarının en az yüzde 10’unu, faizsiz olarak ve uygun bir ödeme planı ile, nakit olarak geri ödeyecekler. Kalan yüzde 90’ını ise, Sosyal Sorumluluk projelerinde çalışarak ödeyecekler.

 

Elbette bu çalışmalarda, dikkat edilmesi gereken bazı noktalar var. Öğrencilerin, topluma hizmet programlarında çalışırken sömürülmemesi, kötü muameleye maruz kalmaması, yapmaları gerekenden daha fazla, iş yükü veya saati altına girmemesi, iş güvenliklerinin sağlanması, gibi konular çok önemli.

 

Bu yüzden de bu tür durumların denetimi, yine program dahilinde çalışan veya daha önce çalışmış kişiler tarafından gerçekleştirilecek. Ayrıca programdan yararlanmak isteyen öğrencilere programa katıldıkları günlerde, toplu taşıma da bedava olacak.

 

"SEÇİM UFUKTA GÖRÜNDÜ"

 

Seçim ufukta göründü. İktidarın irili ufaklı ortakları istese de istemese de, o sandık milletimizin önüne gelecek.

 

Ahlakı kadın üzerinden tanımlayan bu çürük zihniyete son vereceğimize, her geçen gün artan şiddete, cinayetlere karşı Raziyeleri, Dilaraları yaşatacağımıza söz verdik."



İlgili konular

Kılıçdaroğlu

Kılıçdaroğlu’dan AKP ve MHP’ye zor soru: Devleti soyanlara ortak mısınız?

6 gün önce

CHP lideri Kılıçdaroğlu, 20 Aralık'ta döviz kurundaki dalgalanmadan birilerinin milyarlar kazandığını söyledi....Devamını oku