Yazarlar

Erdoğan’ın cihatçı ordusu

1 ay önce

sinan mert

15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sırasında, pek çok görgü şahidi İstanbul Boğaz Köprüsü’nde askerlerin boğazını keserek denize atan Suriyelilerden bahsetti. Ancak ilk başlarda kimse bu iddiayı ciddiye almadı, çünkü Türkiye tarihinde bu görülmüş bir olay değildi.

Sonraki süreçte resim daha da netleşmeye başladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın askeri danışmanlarından Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi’nin kurucusu olduğu SADAT denen paramiliter bir grubun varlığı ve Türkiye’nin Suriye, daha sonra Libya’da gerçekleştirdiği operasyonlarda Suriyeli cihatçıların kullanıldığı ortaya çıkınca 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sırasında da bu paralı askerlerin kullanılmış olabileceği yönündeki iddialar daha da güçleniyor.


Türkiye’nin son cihatçı ihraç alanı Dağlık Karabağ’ı Ermenistan’dan geri almak isteyen Azerbaycan. Türkiye ve Azerbaycan her ne kadar bu iddiaları reddetse de, sosyal medyada paylaşılan bilgiler, bağımsız insan hakları örgütlerinin beyanatları ve Rusya’nın konuyla ilgili tepkisi bu iddiaları oldukça güçlendiriyor.


Şu ana kadar dile getirilen rakamlar birkak yüz cihatçının gönderildiği yönünde. Ancak savaş devam ederse bu sayının katlanması mümkün. Çünkü doğal gaz ve petrol zengini Azerbaycan’ın bu cihatçılara ödeyecek parası var.


Bu yöndeki iddialar doğrulanır ve savaş kontrolden çıkarsa Rusya Lideri Vladimir Putin’in yaklaşık dört yıldır Erdoğan’la sürdürdüğü balayı sona erebilir. Çünkü cihatçıların Rusya’nın burnunun dibine kadar sokulması, Moskova’nın varlığı için de çok ciddi bir tehdit anlamına gelecek.


Rusya’nın Suriye’deki operasyonları yürütmesi ve Beşar Essad rejimini korumasının en önemli sebebi her ne kadar stratejik olsa da – Akdeniz’de bulunmak ve sıcak denizlere inmek – ikinci en önemli sebebi de cihatçılarla mücadele etmek istemesidir. Başta Çeçenler olmak üzere Rusya ya da eski Sovyet cumhuriyetlerinden Suriye’ye gelerek cihatçı olan binlerce kişi bulunuyor. Bu kişilerin Türkiye tarafından önce Kafkasya’ya daha sonra da Rusya için tehdit oluşturacak başka bölgelere nakledilmesi riski Moskova’nın uykularını kaçırıyor.


Rusya’nın Suriye ya da Libya’da Türkiye tarafından gönderilen ya da silah altına alınan cihatçılarla çok büyük bir sorunu olmayabilir. Bu bölgeler Rusya sınırlarından çok uzakta ve kendi güvenliğini tehdit etmiyor.


Fakat Kafkasya Suriye ve Libya’dan çok farklı. Rusya’nın hemen güneyinde yer alıyor ve bölgede sadece Dağlık Karabağ sorunu da bulunmuyor. Abhazya, Osetya, Çeçenistan, Dağıstan, Acarya gibi pek çok bölgede istikrarsızlık devam ediyor. Çatışmaların bu bölgelere sıçraması durumunda zaten Ukrayna, Moldova, Belarus’la sıkıntılı olan Rusya’nın fiili bir savaşın içine çekilmesi anlamına gelecek.


Cihatçılar ve dronlar Erdoğan’ın Suriye savaşında keşfettiği ve kendi çıkarına olacağını düşündüğü her tarafta kullanmaya başladığı etkin silahlar. Cihatçıların benzerlerini daha önce ABD ve Rusya pek çok ülkede kullandı. ABD’nin Irak operasyonlarında yer alan Blackwater ve Rusya’nın Ukrayna, Belarus, Suriye ve Libya’daki operayonlarında başrol oyuncusu Wagner en bilinenleri. Ayrıca Fransa da pek çok Afrika ülkesinde benzer şirketleri kullanıyor.


Erdoğan’ın şüphesiz bu tür bir güce erişmesi hem Türkiye ve hem de bölge için çok büyük bir risk anlamına geliyor.


Türkiye’de Erdoğan’ın en yakın çevresindeki insanlara dahi güvenmediği bilinen bir gerçek. O yüzden özellikle istihbarat, İçişleri ve Savunma bakanlıkları ile parayı kontrol eden Hazine ve Maliye bakanlıklarının başında en güvendiği isimleri tutuyor. Fakat yine de tıpkı Osmanlıların sarayın güvenliğini Türklerden çok yabancılara emanet etmesi gibi Erdoğan da güvenliğini Türklere emanet etmek istemiyor.


Bu yüzden Suriye, Libya ve son olarak da Dağlık Karabağ’da savaştırdığı cihatçılardan kendisine de özel bir birlik oluşturduğu yönünde güçlü emareler var. Bunların şimdilik kim oldukları, sayılarının ne olduğu, nerede üslendikleri bilinmiyor. Ancak muhtemel bir saray karşıtı olayda ya da büyük toplumsal eylemlerde bu cihatçıların devreye girmesi kesin.


Erdoğan’ın bu korkusu ordu ve emniyetin yapısında yaptığı değişikliklerden de anlaşılıyor. En küçük toplumsal olayları dahi bastıracak şekilde güvenlik birimleri oluşturuluyor. Bekçilik kurumu ve Toplumsal Olaylara Müdahale Ekipleri’nin oluşturulmasının temel amacı helezonik şekilde bir güvenlik duvarı oluşturmak.


Erdoğan için her kriz sarayda kalma ömrünü biraz daha uzatmak anlamına geliyor. Çünkü hem toplum ve hem de muhalefet Erdoğan’ın savaşçı ve milliyetçi söylemini destekliyor. Hiç kimse tam tersi bir söylemde bulunamıyor. Erdoğan, Dağlık Karabağ, Ege, Doğu Akdeniz, Suriye vs. gibi olayları Türkiye’nin toprak bütünlüğüne tehdit olarak kamuoyuna pompalıyor.


Ve bu alanlar kullanışlı olunca Erdoğan da sürekli buraları kaşımaya ve bu bölgelerde gerginliği kontrol edebileceği şekilde sürdürmeye çalışıyor. Sert bir muhalefet ya da rakiple karşılaştığında anında geri adım atıyor. Fransa karşısında geri adım atması, Doğu Akdeniz’den Oruç Reis sismik arama gemisini geri çekmesi bunların son iki örneğini oluşturuyor.


15 Temmuz darbesinden önce ortaya çıkan ses kayıtlarında dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’in de yer aldığı toplantıda Türkiye’yi Suriye’de savaşa sokmak için, Fidan, “Şimdi, [Suriye’ye saldırılması konusunda problem] gerekçeyse, gerekçeyi ben öbür tarafa [Suriye topraklarına] dört tane adam gönderirim, sekiz tane boş alana füze de attırırım! Problem değil! Gerekçe üretilir! Olay, böyle bir iradenin ortaya konması!“ demesi Erdoğan diplomasisinin özeti gibi. Erdoğan için bir bölgede kriz olması yeterli. Oraya girmek için anında bahane üretebiliyor.


Benzeri bir provokasyonu Dağlık Karabağ için Erdoğan’a en yakın medya kuruluşlarından birinin başındaki Yeni Şafak gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül bu hafta sosyal medyadan yaptığı bir paylaşımda dile getirdi. Karagül, “Erivan’ın (Ermenistan’ın başkenti) tam merkezine yanlışlıkla bir füze düşmeli!

 

Azerbaycan yalnız değil. Ermenistan asılnda Türkiye’ye saldırıyor. O zaman bizim de bir cevabımız olacak! 100 yıl sonra bir Kafkas İslam Ordusu daha kurarız!“ dedi.


Erdoğan için Dağlık Karabağ’ın statüsü, Suriye halkının durumu, Ege adaları vs hiçbir zaman önemli olmadı. Onun için önemli olan bu alanların kullanışlılığı.


Çünkü milliyetçi söylemler Erdoğan’a nefes aldırıyor. Ayrıca bu tür savaşlardan Erdoğan ailesinin çok iyi paralar kazandığını da rahatlıkla söyleyebiliriz. Suriye’de, Libya’da ve son olarak da Dağlık Karabağ’da kullanılan dronlar Erdoğan ailesi tarafından üretiliyor. Erdoğan sadece dron değil, füze, roket, her türlü hafif aracı da bu savaş bölgelerinde deneyebiliyor. Elde edilen başarılar satışlara da yansıyor. Türkiye giderek artan bir hızda silah ihraç eden ülkeler sıralamasında üst sıralara tırmanıyor. En fazla silah ihraç eden dünyadaki ilk yüz şirket arasında Türkiye’den dört şirket bulunuyor ve bu şirketler son birkaç yılda bu sıralamalara dahil oldu.


Erdoğan’ın cihatçı ordusunun sayısı tam olarak bilinmiyor. On binden fazlası Libya’da zaten savaşıyor. Bu sayının Suriye’de daha fazla olduğu tahmin ediliyor. Türkiye’de yaşayan ya da Suriye’deki kamplarda işsiz olan binlerce Suriyeli genç, Erdoğan için paralı asker adayı. Katar ya da Azerbaycan gibi bu askerleri finanse edecek ülkeler olduğu sürece Erdoğan için cihatçı paralı asker bulmak çok kolay.



İlgili konular

katar

Katar anlaşmalarının araştırılması AKP-MHP oylarıyla reddedildi

2 saat önce

CHP Grup Başkanvekillerinin, Türkiye Varlık Fonu’nun (TVF) işlemleri ve Borsa İstanbul’un yüzde 10'unun Katar'a satılmasının araştırılması önergesi, AKP-MHP oylarıyla reddedildi....Devamını oku
güler

Yaşar Güler: Silahlı Kuvvetler için 'satılmıştır' ifadesi hiç hoş olmadı

9 saat önce

CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır'ın "Cumhuriyet tarihinde ilk kez devletin ordusu Katar'a satılmış" sözleri hakkında Genelkurmay Başkanı Yaşar Güler ilk kez konuştu. Güler, "Silahlı Kuvvetler için 'satılmıştır' ifadesi hiç hoş olmadı, çok yanlış. İnanıyorum ki hukuk gereğini yerine getirecek" dedi....Devamını oku