Dinimizi Tanıyalım

Hz Peygamber'in münafıklara karşı tutumu

1 yıl önce

münafık

Münafıkların Reisi Abdullah İbn-i Übeyy’in Durumu

Müreysi seferinde kuyudan su çekerken bir Muhacir ile Ensar arasında yaşanan gerginliği fırsat bilip fitne çıkartma adına Abdullah İbn-i Übeyy’in yapıp ettikleri, bardağı taşıran son damla olmuştu. Zira Allah Resûlü’nün olayı zamanında haber alıp müdahale etmesi ve her iki tarafın ileri gelenlerinin gösterdiği sağduyu olmasa, Muhacir ve Ensar’ı vuruşmak için karşı karşıya getirmişti. Beş yıl boyunca defalarca Rahmet Peygamberi’nin şahsına ilişen, Mekkelilerle iş birliği yapıp hem Medine’den istihbarat veren hem de onları Medine’ye saldırıya kışkırtan, Uhud sürecinde Müslümanları yüzüstü bırakmakla kalmayıp alınan yarayı derinleştirme adına sürekli fitne fesat çıkaran, Kaynuka ve Nadiroğullarını iç isyana teşvik eden Abdullah İbn-i Übeyy’in faaliyetlerine daha fazla dayanamayan bazı Müslümanlar gelmiş ve onun işini bitirmek için izin istemişlerdi.

 

Fakat Allah Resûlü, onlar gibi düşünmüyordu. Meselenin adalete bakan tarafı bir yana onun işini bitirmek, etrafındaki bini aşkın insanın kalbindeki nifakı artırır ve onları, toplum için daha zararlı hale getirebilirdi. Onu taraftarları arasında kahraman yapardı. Ailesinden ve kabilesinden samimi Müslümanları üzüp rencide edebilirdi. Ama bunlardan da öte başta yarımada olmak üzere bölge ülkelerinde Allah Resûlü ve Müslümanlar aleyhinde kamuoyu oluşturup insanları hem İslam’dan soğutmak hem de korkutmak için kullanılabilirdi.

 

Nitekim bazı gruplar en normal durumları bile daha önce bu istikamette kullanmıştı. Hicretten yedi ay sonra Hz. Es’ad İbn-i Zürâre hastalanıp vefat ettiğinde onun ölümünü değerlendirmek isteyenler, “Eğer O gerçekten peygamber olsaydı sahabisi ölmezdi!” diyerek aleyhte bir propaganda başlatmış ve bununla Allah Resûlü’nü kamuoyunda zor duruma düşürmeye çalışmışlardı. Yine Uhud’da alınan yarayla alakalı -haşa- “Eğer gerçekten peygamber olsaydı, müşriklere yenilmezdi. Kendisinin saltanattan başka bir maksadı yoktur!” diyerek toplumu yönlendirmeye ve Müslümanlar arasında fitne, fesat çıkarmaya yeltenmişlerdi. Bir de Tebûk sonrasında yaşanacak Ka’b İbn-i Malik olayıyla ortaya çıkmıştı ki Medine’deki gelişmeler hatta Müslümanların kendi aralarındaki ilişkiler bile tüm bölgede yakından takip ediliyordu.

 

Allah Resûlü, baş münafıkla alakalı teklifi yapanlara döndü ve “Nasıl olur! Bazı insanlar, ‘Muhammed ashâbını öldürüyor!’ diye bunu kullanmaya kalkarlar! Hayır! Ben böyle bir şeye asla izin vermem!…” buyurdu. Bu arada gelişmeyi haber alan İbn-i Übeyy’in oğlu Hz. Abdullah da gelmiş ve “Varsa böyle bir düşünceniz bunu ben yapayım!” demişti. Allah Resûlü, ona da şu cevabı verdi: “Hayır! Bilakis, ona nezaket sınırları içerisinde davranırız. Aramızda kaldığı müddetçe de kendisiyle iyi arkadaşlık yaparız!”

 

Bu son sözüyle Allah Resûlü’nün bölge kamuoyunun yanında münafıkların kendi içindeki algıları da kırmayı hedeflediğini söyleyebiliriz. Zira reislerinin yaptığı onca kötülüğe rağmen Efendimiz’in takındığı bu müspet tavır, onları zamanla düşünmeye, yapıp ettiklerini sorgulamaya ve mülayemete götürmüştü. Hatta Efendimiz son bir hamle yapıp Abdullah İbn-i Übeyy’in cenaze namazını kıldırınca6 bini aşkın münafık daha fazla dayanamayıp o gün samimi birer Müslüman olmuştu.

 

Uyeyne İbn-i Hısn’a Muamele

 

Bu konuda çarpıcı bir örnek de Efendimiz’in, hakkında “Ahmak bir kişi. Ama kavmi ona itaat ediyor!” buyurduğu Benî Fezâre kabilesinin reisi Uyeyne İbn-i Hısn’a muamelesidir. Hayber’e kadar Müslümanların karşısında duran ve Medine aleyhindeki bütün organizasyonlara destek veren Uyeyne, Hayber’den sonra güç dengelerinin değiştiğini görmüş, menfaat elde etmek için teslim olmaya ve Müslümanların safında yer almaya karar vermişti. Aynı zamanda çok kaba ve kötü bir insandı. Bir gün Allah Resûlü, uzaktan onun geldiğini fark etmiş ve yanındakilere ne kadar tehlikeli bir insan olduğundan bahsetmişti. Ama huzuruna gelince ilgilenip iltifatta bulunmuştu. Bu manzara karşısında şaşıran ashâbına, “İnsanların en kötüsü, şerrinden emin olmak için kendisine izzet ve ikramda bulunulan kimsedir!” buyurmuştu.

 

Ganimet niyetiyle Mekke’nin fethine ve Huneyn’e iştirak eden Uyeyne, Taif kuşatmasında da hazır bulunmuştu. Kuşatma Müslümanların lehine devam ederken Allah Resûlü’nün huzuruna gelmiş; “Ya Resûlallah! İzin ver de Taif kalesine gidip onlarla konuşayım! Belki Allah onlara hidayet nasip eder.” demişti. Bunun üzerine Efendimiz, kendisine izin vermiş ve Sakîflilerle konuşması için göndermişti. Ne var ki Uyeyne onların kalesine girince tam tersi istikamette konuşmuş ve Sakîflilere şöyle seslenmişti: “Babam, anam sizlere feda olsun! Vallahi, Muhammed hiç bir zaman sizin gibisiyle karşılaşmadı! Kalenizde direnin! Burası sarp ve korunaklı bir yerdir! Silahınız çok, akarsularınız boldur! Asla korkmayın! Müslümanlar kölelerden bile daha zayıf! Sakın teslim olmayın!…” Böylece teslim olmaya hazırlanan Sakiflileri yeniden cesaretlendirmiş ve ardından da Müslümanların yanına geri dönmüştü.

 

Efendimiz, kendisine “Ey Uyeyne! Onlara ne söyledin?” diye sorunca “Kendilerine İslâm’ı arz ettim ve Müslüman olmaya davet ettim. İslâm’ı tercih ediniz! Vallahi, Muhammed yurdunuzun ortasında sizi teslim almadıkça geri durmayacaktır! Kendiniz için O’ndan eman alınız! Sizden önce Kaynuka, Nadîr, Kurayza ve Hayber Yahudileri gibi kale ve silah sahipleri direnemeyip O’na teslim oldular.” şeklinde konuştuğunu ve elinden geldiği kadarıyla da onların moral ve motivasyonlarını düşürdüğünü söylemişti. Uyeyne sözünü bitirince Efendimiz “Yalan söylüyorsun! Onlara şöyle şöyle söyledin!” buyurmuş ve dediklerinin hepsini haber vermişti. Uyeyne, hem Sakîflileri Müslümanlar aleyhine kışkırtmış ve hem de hilaf-ı vaki beyanda bulunarak Efendimiz’i aldatmaya kalkışmıştı.

 

Bazı sahabîler oradaydı; hem bu ihanetin hem de Efendimiz’e karşı yapılan bu hareketin karşılıksız kalmasını istemiyorlardı. Aralarından biri: “Yâ Resûlallah! Bana izin ver de şunun işini bitireyim?” dedi. Efendimiz, bu tepkiyi ve heyecanı anlıyordu ama meselenin başka boyutları da vardı. Birileri, Hudeybiye anlaşmasından sonra hızla insanların gönüllerinde makes bulan ve sürekli inkişaf edip büyüyen İslam dinini bitirmek, bölge halklarında oluşan müspet kanaati kırmak için bahane arıyordu. Müslümanların çok dengeli ve dikkatli hareket etmesi, her gelişme karşısında hem adil hem de kamuoyunun anlayıp kabul edebileceği kendilerine yakışır bir duruş ortaya koyması gerekiyordu. Teklifi yapan sahabîye döndü ve şöyle buyurdu: “Hayır! İnsanlar bunu, ‘Muhammed arkadaşlarını öldürüyor’, diye İslam’ın aleyhinde kullanmaya kalkarlar!” Ardından da Uyeyne İbn-i Hısn’ı affetti.



İlgili konular

kınama

İslamda kınama yoktur

8 ay önce

İnsanları kınamak zayıf karekterlerin işidir. Güçlü şahsiyetler bu duruma düşmemişlerdir. Peygamberler her konuda olduğu gibi bu konuda da ümmetlerine örnek olmuşlardır....Devamını oku
nifak

Hz.Peygamber devrinde nifak hareketinin başlangıcı

1 yıl önce

Aslında herhangi bir düşünce, ideoloji, davâ, siyâsî veya fikrî hareket başarıya ulaştığı zaman, nifâk ortaya çıkmaya başlar....Devamını oku