Yazarlar

Memleket isterim

2 yıl önce

Ne ayak!


Arkadaşı Orhan Veli gibi İstanbul’u değil de Cahit Sıtkı’yı dinliyorum:
 
“Memleket isterim / Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun / Kuşların çiçeklerin diyarı olsun…”
 
Çok şey mi istemiş? “Başta dert, gönülde hasret olmasın.” demiş. “Çıtayı yükseltmiş.” derken bir de ardından “Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun; Kış günü herkesin evi barkı olsun.” demesin mi?
 
Çok şey istedi rahmetli. “Yaş otuz beş, yolun yarısı” derken ömrünün ikinci yarısının çok daha kısa olması bu dertlerden miydi neydi? Peki istememeli miydi? İstememek, yaşayıp büyüdüğü, ekmeğini yiyip suyunu içtiği toprağa vefasızlık olmaz mıydı?
 
Her insanın kalbi bu isteklerle çarpsa bu bir küllî dua hükmüne geçmez miydi? Bu istekler vicdanda uyanışa ya da diri kalmaya vesile olarak fiilî duanın yolunu açmaz mıydı? Herkes kendine “İstemekle iş bitmiyor, bir şeyler yapmak lazım.” diye sormaz mıydı? 
 
Benim de memlekete dair isteklerim var elbet, olmalı da… Eğer buraya memleket diyorsam, ben de bu memleketliysem. O büyük usta gibi merâmımı sehl-i mümtenî ile üç beş mısraya sığdırmam zor. Lakin şuraya üç beş cümleyi iliştirsem çok görülmez herhalde:
 
Ben de memleket isterim…
 
Fakiri de zengini de olsun; lakin tembeli olmasın.
 
Fakiri kuru gurur ve zilletten uzak, çalışkan, kanaatkâr ve izzetli; zengini merhametli ve  yardımsever olsun.
 
Dindarı kâlde kalmayıp hale ersin, bildiğiyle amel etsin. Düşene tekme vurmayıp sahip çıksın.
 
Edibleri edepli olsun. Eğitmek için, geliştirmek için, yetiştirmek için yazsınlar.
 
Matbuât(basın-yayın) zift kanalı olmasın, sahraları yeşillendiren ırmaklara dönsün.
 
İmkan sahipleri malının zekatını kırkta biri milim geçmeyecek şekilde hesaplamasın; dünyanın, insanların halini görsün.
 
Bir sürü terk edilmiş sünnet varken sünneti ihya etmeyi dörtlemekte(onu da yanlış anlayıp) görenler fakir-fukarayı everseler.
 
“Herkese aynı imkan!” diyen solcular “yastık altı” kültürüne veda etse. Yiz milyonların süründüğü komünist memleketlerde milyonlar  safa sürerken “eşitlik” demesinler. Halkların eşitliği diyen solcu memleketlerinde, ideolojinin itici gücünü teşkil eden milletlerin “üstün ırk” pozisyonuna girerek kendileriyle çeliştiklerini bilseler.
 
“Cinsim uludur” diyenler insan denen en değerli varlığı kedi-köpek mesabesine düşürmese. Herkesin “En üstün ırk benim.” dediği yalan dünyada huya, seciyeye, ahlaka, muamelâta (kişinin çevresindekilerle her alanda olan ilişkilerine) bakılsa.
 
“Para ve kadın zaafı yoktur.” sertifikası almayanlar siyasetçi, asker, bürokrat ya da memur olmasa.
 
Bölünmüşlükler bir realite olarak kabul edilip ortak paydalarda ne yapılabilirin yolları aransa. Biri birine “Ben senin!..”, diğeri ona “Ben de senin!..”, üçüncüsü hepsine “Ben topunuzun!..” demese. Oturup konuşsalar, tartışırken de yarın yeniden bir araya gelme ihtimallerini göz önünde bulundursalar.
 
Hocalar maaş için hocalık yapmasa. Maaşlarını alsalar; fakat bu meslekî öncelikleri olmasa.
 
Şeyhler hakiki şeyh olma yolunda çok mesafe kat etseler de meydan sahte şeyhlere kalmasa.
 
Laikler dini ve dindarı yok sayacaklarına bir gemide beraber yol almanın yoluna baksalar. Geçmişte yaptıkları hatalarla yüzleşseler. Laikliğin tek bir tanımı olmadığını anlayıp bunun Anadolu’da nasıl uygulanabileceğine kafa yorsalar.
 
Dindarlar Allah’ın mülkünü sahiplenerek kimseyi cennete kabul etmeme refleksiyle oturup kalkacaklarına sinelerini herkese açsalar.
 
Dinden üç beş hisse kapıp allâme kesilenler ham softa ve kaba yobaz olmasalar. Bu dinin enginederyasına yelken açıp geniş sineli ufuk insanları oluverseler.
 
Devlet halkı malı gibi görmese. Kendisinin, varlığını halktan aldığını unutmasa. Her defasında “Halka rağmen halk için!” refleksiyle harekete etmese. Farklılıkların her zaman için çözülme sebebi olmadığını anlasa.
 
Lazı, Çerkesi, Kürdü, Türkü, Zazası, Pomakı, Alevisi, Sünnisi, Nasturisi, Keldânisi, Süryânîsi, Ermenisi, Tahtacısı, Türkmeni, Câferîsi, Kazak’ı, Özbek’i, Tatar’ı, Arnavut’u, Boşnak’ı, Ahıskalı’sı, Çeçen’i, Sudanlısı, Arab’ı, Kıvırcık’ı ve daha neleri neleriyle yetmiş iki millet denen şu Anadolu milleti birlik olsa.
 
Kendi kimliklerinin bir vatanda uyum içinde yaşamayı engellemeyeceğini, dünyada bunu büyük ölçüde başaran ütopya adacıklarının bulunduğunu görseler. Bütün farklılıklara rağmen baş başa vermenin temel ölçüsünün “iyi niyet” olduğunu bilseler.
 
Bu iyi niyetten mahrum derinler çekip gitse de onları bize musallat edenlerin başına bela olsalar. Zira üç asır süren böyle bir imtihana artık tâkat yetmiyor.
 
Bunca güzel hayali bulunadırıp meseleyi aktüele bağlamak uygun düşseydi “Bir de derinlerle el ele verip ülkeyi bu hale getiren sözde dindarlar ve iş ortakları yıkılıp gitse!..” diyecektim; ama çiçek gibi bir yazıya böcek kondurmayayım.
 
Saysak daha ne güzellikler ne hayaller… Biz de hayalimizdeki gibi bir memleket istemişiz, çok mu?

 



İlgili konular

Yılmaz Erdoğan

9 Şubat gün özeti

7 ay önce

Günün önemli haber başlıklarını sizlerle paylaşıyoruz...Devamını oku