Yazarlar

Tarihe geçmek

1 yıl önce

yusuf kamil sözeri

“Tarihe geçmek, adını tarihe altın harflerle yazdırmak” ve benzeri deyimlerimiz, hafızalarda müspet çağrışımlar uyandıran ve iyi yanlarıyla anılan insanlar için kullanılır. Tabi bir de madalyonun diğer yüzü var. Öyle ya, bu tarih denen şey sadece iyileri ve iyilikleri kaydetmiyor.

Malumdur ki tarihçiler de insan. Onların ortaya koydukları müktesebâtın temel sâikleri büyük işler yapanların azim ve başarıları, insanlığa yön veren olaylar, zulüm ve adalet kavramına dair misaller, savaşlar ve göçler, devletlilerin “Şunu yazın, bunu yazın, şunları şöyle yazın, bunları böyle yazmayın...” direktifleri...


İşte biz, eğrisiyle-doğrusuyla karşımızda duran bu muazzam birikime tarih diyoruz. Tarihe geçenlerin yakasını da bir türlü bırakmıyoruz. Bilimde, snanatta ve diğer dallarda onları isimleri, sözleri ve fikirleriyle yâd ederken edebiyatta da telmihler ve mazmunlar yoluyla satırları onların yâdı ile süslüyoruz ya da kirletiyoruz.


Bir şairin divanını karıştırırken Dahhaklar, Rüstemler, Nûşirevanlar, Anterler, Felâtunlar fışkırıyor sayfalardan. Gurur ve ihtişam yanında muzafferiyet derken sözü uzatmadan İskender demek, meseleyi bir kelimeye sığdırmanın adı oluyor. Kudret deyince Süleyman(sa), güç deyince Behram, adalet deyince Ömer(ra), cömertlik denince Hâtem vesâire... Şiirle az çok uğraşanların hemen hepsinin bir şekilde duyduğu isimler.


Tabi tarihe geçenlerin sayısı sabit değil. Her asırda, her senede listeye eklenenler olurdu. Zaman ahir zaman olup vakitler dürülünce, kuşak çatışmasında bile zaman aralığı birkaç seneye düşünce, az zamanda çok iş yapılır olunca, tarihçiler bu yoğunlukla yaşanan olayları hakkıyla tasnif ve kritiğe tâbi tutma hususunda acze düşünce bir garip devranın içinde buluyoruz kendimizi.


Eskiden bir şeyin tarih olması için şu kadar sene geçmeli şeklinde teoriler duyardık. Gel gör ki bugün zamanın bambaşka bir diliminde yaşıyoruz. Çocukken çizgifilmlerde ve bilimkurgularda gördüğümüz haberleşme tekniklerini bugün dağda koyu otlatan çobanımız da kullanıyor. Yine onlarda gördüğümüz hava boşluğunda bir el işaretiyle açılıp bizi başkalarıyla görüştüren garip iletişim imkanını da kısa zaman sonra kullanır hale gelsek inanın şaşırmam.


İşte zamanın böyle bir diliminde, pekçok teknolojik gelişmenin yanında çok gerilerde kalan sosyal medya kullanımı öyle bir hal aldı ki bizleri dünya çapında bir sofranın başında buluşturdu. Binlerce kilometre uzaktaki bir devletin başkanına mesaj gönderme, başka şehirdeki bir muhalife cevap yetiştirme, dünyanın dört yanında üretilen ürünlere ve üreticilerine kolayca ulaşma derken liste uzayıp gidiyor. Acayip bir şey. Tek santralden aradıklarına zar zor ulaşan “Adana çık aradan!” kuşağı bugünleri görseydi herhalde küçük dillerini yutarlardı.


Tabi bu sosyal medyanın sorumluluk, duyarlılık sahibi insanlardan oluşan bir kullanıcı kitlesi de var. Genele oranla sayıları az da olsa irdeleyen, sorgulayan, soran, cevabı da irdeleyen bu insanlar fahrî olarak tarihçilere ciddi bir destek sağlıyorlar. Bunlar toplumun her kesiminden. Bazen taraflı, bazen tarafsız, bazen uzmanca, bazen amatörce paylaşımlarla nice güzel işlerin altına imza atıyorlar. Hepsi fenomen değil, kimi gazeteci, kimi memur, kiminin hiçbir etiketi yok. Ama düşünüyorlar, üretiyorlar, sorguluyorlar.


Onlar sayesinde ihaleler, yolsuzluklar, kayırmalar, iltimaslar, ihmaller, ihanetler, hatalar, sahtekârlıklar, adaletsizlikler ; güzellikler, duyarlılıklar, örnek davranışlar, dayanışmalar, fedâkârlıklar ve daha nicesi... Hepsi tarihe geçiyor. Üstelik pekçoğu delilleriyle, farklı yönleriyle.


Herhalde tarihçiler ileride kitaplar yazarken, dosyalar hazırlarken, öğrencilerine tez yaptırırken referanslar arasında sosyal medya paylaşımlarının da yer almasına ayrı bir önem verecekler. Bilgi kriliği gibi durumlar meselenin ayrı ve önemli bir yanı. Ancak tarihe geçen şahısların ölçüp biçip söylemekten kaçınacakları pek çok şeyi ortamdaki havanın tesiriyle sosyal medyada pazara çıkardıkları da bir gerçek. Bir diğer husus da itiraflar, ithamlar, ifşâlar...


Düşünüyorum da ülkemizde görmeye alışık olduğumuz hukuk katliamlarının son yıllarda derinler ve sığlar(akepe ve muhalefet) eliyle alenen işlenir olması ve bunun tarihe geçmesinde sosyal medyanın katkısı öyle böyle değil.


Ağzına yakışmayan güzel iddialarla meydana dikilen bir siyasetçinin lafının, daha önceki kendi twitter paylaşımıyla ağzına tıkılması, ülkeyi ateşe verenlerin ihanetlerinin cevaplanamayacak netlikte yüzlerine çarpılması vesaire derken sosyal medyanın tarihe ve tarihçilere verdiği hizmet devam ediyor.


Ne mutlu onu hakkıyla değerlendirebilenlere ve bin veyl olsun tarihe ziftten harflerle geçenlere.



İlgili konular

AKP Konya Gençlik Kolları

AKP Konya'da istifa

2 ay önce

Geçtiğimiz yıl şubat ayında göreve gelen AKP Konya Gençlik Kolları Başkanı Mustafa Selman Avcı görevinden istifa ettiğini açıkladı....Devamını oku
Kırmızı Oda

8 Şubat gün özeti

3 ay önce

Günün önemli haber başlıklarını sizlerle paylaşıyoruz...Devamını oku