Yazarlar

Trump dört yıl daha kalsaydı…

1 hafta önce

cumali önal

ABD’yi Allah korudu!. Trump dört yıl daha iktidarda kalsaydı, ya geride bir ABD bırakmayacaktı ya da dünyayı büyük bir felakete sürükleyecekti.

Bu uçuk bir iddia değil. 3 Kasım seçimlerinden sonra yaptıkları, yapabileceklerinin kanıtı. Koltuğu bırakmamak için adeta savaştı; seçim sonuçlarını tanımadı, oyların çalındığını öne sürdü, taraftarlarını sokağa sürdü. Son olarak da halkın oylarıyla seçilen senatör ve temsilcilerin bulunduğu Kongre’yi işgal ettirdi. Bunları yaparken halkın iradesine zerre saygı göstermediğini ortaya koydu.

 

Peki Trump seçimi kazansaydı ne mi olacaktı? Cevabı çok basit… Can dostu, sevgili arkadaşı, yoldaşı Erdoğan’ın ülkesi Türkiye’ye benzetecekti ABD’yi. Ancak Amerikan halkı nesillerdir krizler, huzursuzluklar, kamplaşmalar, baskılarla sindirilen ve korkutulan Türk halkı gibi boyun eğmeyeceği için Türkiye’deki gibi bir sonuç olmayabilirdi.

 

Neredeyse yetmiş yıldır ağır aksak da olsa yürüyen bir demokrasi nasıl ki yedi yılda İslamcı-faşist bir otoriterliğe dönüştürüldüyse ABD de benzer bir Hıristiyan-faşist yapıya bürünecekti. Tüm demokratik kurumlar Beyaz Saray’a bağlanacak, hergün medyada servis edilen yalanlarla halk Hasan Sabbah’ın yalancı cennetinde yaşadığına inandırılacaktı.

 

Nasıl ki demokratik Batı’da, komşuları arasında, Ortadoğu’da Türkiye İran’dan daha tehlikeli bir ülke olarak adlandırılıyorsa ABD de Amerika kıtasının yeni Rusya’sı olacaktı.

 

Trump bunu başaramazsa ülkeyi parçalanmanın eşiğine ya da iç savaşa sürükleyecekti. Diktatörler için en kutsal değer koltukları olduğu için ülkenin parçalanması, halkın yoksullaşması veya başka ülkelerle suni gerginlikler üretmek hiçbir zaman önemli değildir.

 

Trump pek çok açıdan Erdoğan’a benziyor. Erdoğan nasıl ki dini ve milliyetçiliği kullanıyorsa o da Hıristiyanlığı ve beyaz ırkın üstünlüğünü savunuyordu. Erdoğan seçim meydanlarında Kur’an sallarken, o da göstericilere karşı kilisenin önünde İncil ile poz vermişti. Her ikisi de demokrasiyi zerre sindirebilmiş değil. Herşeyi tek başlarına çözebileceklerine inanıyorlar ve bu yüzden kurdukları kişisel ilişkilerle diplomasiyi yürütüyorlar. İkisi için de kurumsal yapılar zaman kaybından başka birşey değil.

 

Diğer ortak noktaları Tanrısal güçleri olduğuna inanmaları. Biri kendisini halife hatta Mehdi olarak görürken, diğeri kıyamete yakın ineceği rivayet edilen Hz. Mesih’in yolunu açtığını düşünüyor. Güce karşı boyun eğiyorlar; Erdoğan’ın hem Trump ve hem de Putin’den aldığı tehditler karşısında nasıl kıvrandığını, ikisi ile barışmak, hatta ayaklarına gidebilmek için neler yaptığını yakından gördük. Aynısını Trump da yaptı. Çin, Rus ve Kuzey Kore liderlerine karşı saygılı konuşurken, demokratik Batılı liderleri fırçaladığına şahit olduk.

 

Trump bir dört yıl daha kalsaydı yıkılamaz olarak görülen demokrasi kalesi yerle bir olacaktı. Adım adım önce medyayı hizaya getirecek, daha sonra yargı ve akabinde de diğer kurumlar gelecekti. Ancak bunu yapamadan raf ömrünü tamamladı. Tarih artık onu gelmiş geçmiş en tehlikeli isimler; Hitler, Mussolini, Çavuşesku, Stalin, Kaddafi, Saddam gibi isimlerle birlikte anacak. Hiçbir şekilde hayırla anılmayacak.

 

Erdoğan Trump’tan şanslıydı. En büyük şansı ondan daha düşük kalitedeki bir muhalefetin bulunması ve toplumun eğitim düzeyinin daha düşük olması. Hergün Youtube üzerinden yayın yapan mecralardan (televziyonlardan göremeyiz, çünkü tamamı Erdoğan’ın kontrolünde) görüyoruz. Mikrofon uzatılan insanlar ülke ekonomisinin iflas ettiğini, işlerin her alanda kötüye gittiğini ikrar ediyor, sıra oy vermeye gelince Erdoğan’dan başkasını tanımıyorlar.

 

Şu noktada haklı olabilirler. Evet gerçekten oy verilmeyecek başka bir parti olmayabilir. Tüm partileri AKP’nin kötü bir kopyası olarak görebilirler. Ancak bu AKP’ye oy verecekleri anlamına gelmiyor. Demokrasilerde protesto oyları kullanmak gibi oy kullanmamak gibi tamamen demokratik eylemler de var. Ama toplum bunu idrak edemiyor. Ülkeyi felakete götüren, ceplerindeki kalan beş kuruşu da emen bir iktidara körü körüne oy veren hala en yüzde 45’lik bir kitle var. Ve bu kitle olduğu sürece de Erdoğan’ın koltuğunu bırakması bir hayalden öteye gitmez.

 

Erdoğan’ın zaman zaman dile getirdiği “taraftarlarımı evlerinde zor tutuyorum” sözünün ne anlama geldiğini Trump yandaşlarında gördük. Fanatizmin insanları nasıl gözü dönmüş bir hale getirdiğinin en bariz göstergesi.
Türkiye’de çok daha tehlikelisi var. Tüm kurumlar Erdoğan’a bağlı. Bunun yanısıra halkın varlığını bilmediği paralı askerler, cihatçılar, cemaat ve tarikatlar da var. Bunların Erdoğan’ın işaretiyle sokaklara döküldüklerinde ülkenin nasıl bir cehenneme dönüşeceğini hayal etmek dahi ürkütücü. Sanmayın ki böyle bir senaryo gerçekleşmez…

 

Türkiye tarihinin en karanlık dönemini yaşıyor. Ve toplum da, eğitimli kitle de, medya da, bürokrasi de, muhalefet de bu tehlikenin farkında değil. Son günlerde bakmayın siz onun yargıda ve ekonomide köklü reformlar yapacağına dair sözlerine. İstese de bunu yapamaz. Çünkü Erdoğan rejimi kaos, parçalanmışlık, kriz ve yolsuzluklardan besleniyor. Atılacak en küçük demokratik adım onun rejimini sonlandırır.

 

Aynı senaryoyu son günlerde diplomaside de dile getiriyor. Sık sık Türkiye’nin yerinin Batı’da olduğunu söylüyor. ABD’nin yeni başkanı Joe Biden’e yaranmak için de kah İsrail’e zeytin dalı uzatıyor, kah Fransa ile barışmak istediğini söylüyor. Tüm bunlar şirin görünerek Batı’nın gardını düşürmek için. Kendisi de çok iyi biliyor ki Biden’ın elinde koltuğunu sarsabilecek çok fazla koz var. Sadece ‘hayırsever tüccar‘ Rıza Zarrab’ın itiraflarının izini sürmek dahi Erdoğan’ın kirli ilişkilerini ortaya çıkarmaya yeter.

 

Başta IŞİD, El Nusra, Boko Haram ve El Şebab olmak üzere terör örgütleriyle ilişkilerinin bir kısmını Rusya belgeleriyle ortaya koymuştu. Ancak Baracak Obama yönetiminin işi ciddiye almamasından dolayı Erdoğan o badireyi kolaylıkla atlatmıştı.

 

Erdoğan şu ana kadar uluslararası ilişkilerdeki dengeleri çok iyi kullanarak bugüne kadar geldi. Kah Putin’e yaslandı, kah Trump’a yalvardı, kah Merkel’i mültecilerle tehdit etti. Bunları yaparken de Türkiye’nin tarihi ve coğrafi ağırlığını kullandı.

 

Nasıl ki Trump’ın bir raf ömrü vardı, Erdoğan için de benzer bir durum söz konusu. Uluslararası ilişkilerde hiçbir lider ya da ülke vazgeçilmez değildir. Uluslararası ilişkilerde çıkarlar herşeyin üstündedir.

 

Şu ana kadar bazı ülkelerin işine yaradığı için Erdoğan’a müsamaha gösterildi. Bu müsamahanın da elbette bir sınırı var.



İlgili konular

doku

Doku Davasında Şüphelinin Üvey Babası Polislikten İhraç Edildi

1 saat önce

Tunceli’de 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana kayıp olan üniversite öğrencisi Gülistan Doku’nun dava dosyasında şüpheli sıfatıyla yer alan eski erkek arkadaşı Zaynal Abakarov’un üvey babası polis memuru Engin Yücel, İçişleri Bakanlığı tarafından meslekten ihraç edildi....Devamını oku
erdoğan

Erdoğan, akıl sağlığı yerinde değil dediği Macron’a mektub yazmış

17 saat önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı var" dediği Fransa Cumhurbaşkanı Macron’a mektub yazdığı ortaya çıktı....Devamını oku