Yazarlar

Trump ve Merkel de mi Erdoğan’ı terketti?

1 hafta önce

sinan mert

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uluslararası arenada kontrolsüzce hareket etmesinin sebeplerinden biri bazı liderlerden aldığı açık ya da gizli destek.

Bu liderler bazen Türkiye’nin izlediği milliyetçilik/İslamcılık temelli yayılmacı politikalarına göz yumarken, kimi zaman uluslararası camiayı rahatsız eden bu adımlara yeterli düzeyde tepki göstermediler. Böyle olunca Erdoğan bölgenin kriz üretme makinesine dönüştü.


Bu liderlerin başında ABD Başkanı Donald Trump ve Almanya Şansölyesi Angela Merkel geliyor. Rus Lider Vladimir Putin’i ise farklı bir kategoride değerlendirmek gerekiyor.

 

Örneğin Türkiye’nin Suriye’de işgalci bir ülke durumuna dönüşmesi, bu ülkedeki cihatçıları uluslararası arenaya sürmesinde Trump’ın Erdoğan’ı kollayıcı politikasının önemli bir yeri bulunuyor. Libya’da, Doğu Akdeniz’de, Ege’de, Kıbrıs’ta attığı hesapsız adımları da Trump’ın göz yummasına bağlayabiliriz.

 

Aynı şekilde Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı, turizmdeki en önemli gelir kapısı, yüz yıllık en yakın müttefiki Almanya da mülteci korkusundan dolayı Erdoğan’ın çoğu blöflerine karşı yelkenleri suya indirmek zorunda kaldı. Böyle olunca da Avrupa’nın arka kapısı Libya ve Dağlık Karabağ’da, Doğu Akdeniz’de meydan Fransa’nın Erdoğanvari hareket eden lideri Emmanuel Macron’a kaldı.

 

Rusya ise Trump ve Merkel’den farklı olarak, Doğu Akdeniz’de söz sahibi olmak, eski Sovyetler Birliği günlerine dönmek için Erdoğan’ı kullandı. Suriye’de küçük küçük bölgeleri işgal etmesine göz yumarak bu ülkeye tamamen yerleşti. Bu şekilde Doğu Akdeniz’deki deniz ve hava üslerini daha da genişletti ve bölgenin söz sahibi ülkelerinden biri haline geldi.

 

Ancak son günlerde bu ülkelerde de hava tamamen Erdoğan’ın aleyhine dönüyor. Her iki ülkeden de son günlerde Erdoğan’ı fazlasıyla rahatsız eden açıklamalar geliyor.

 

ABD’de Trump 3 Kasım seçimlerine odaklandığı için, Erdoğan’ın politikalarındana rahatsızlık duyan Amerikan bürokrasisinden arka arkaya açıklamalar gelmeye başladı.

 

Açıklamaların Türkiye’yi sevmeyen Savunma Bakanlığı bürokratlarından çok Dışişleri Bakanı ve bağlı birimlerden gelmesi Erdoğan için tehlikenin boyutlarını daha da artırıyor.

 

Örneğin Trump’ın en güvendiği bürokrat olarak gösterilen Dışişleri Bakanı Mike Pompeo Azerbaycan-Ermenistan çatışmasında Rusya’dan dahi sert bir tavır sergileyerek açıkça Ermenistan’ı desteklediğini söyledi. Türkiye’yi Dağlık Karabağ sorununa müdahil olmakla suçlayan Pompeo,“Umarım Ermenistan kendisini savunabilir“ dedi.

 

Böylece Dağlık Karabağ sorununa çözüm bulmak amacıyla kurulan Minsk Grubu’nun üç üyesi Rusya, Fransa ve ABD açıkça Ermenistan’ın yanında yer almış oluyor.

 

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de gerginliği tırmandırıcı adımları da Dışişleri Bakanlığı bünyesinde büyük bir rahatsızlık meydana getiriyor. Bakanlık Sözcüsü Morgan Ortagus, Oruç Reis gemisinin Yunanistan’a ait Meis adasının hemen güneyinde yeniden faaliyetlerine başlaması üzerine “çok üzgün olduklarını“ belirten bir açıklama yaptı. Türkiye'nin bu eyleminin bölgedeki gerginliği "tek taraflı" olarak tırmandırdığını söyleyen Ortagus, Türkiye’yi Yunanistan’la gerçekleştirilmesi planlanan görüşmeleri "bilerek zorlaştırdığını" ifade etti.

 

Benzer bir açıklama da ABD‘nin Ankara Büyükelçiliği’nden geldi. "Türkiye'nin yaptığı açıklama, bölgedeki gerilimleri tek tarafları olarak artırmakta... Güç kullanma, tehdit, gözdağı ve askeri hareketlilik gerilimlere çözüm getirmeyecektir" denilen açıklamada "Türkiye'yi bu hesaplı tahrike son vererek Yunanistan'la istikşafi görüşmelere derhal başlamaya davet ediyoruz" ifadesi kullanıldı.

 

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy ise ABD’den gelen eleştiriye, "ciddi bir tutarsızlık" şeklinde cevap verdi.

 

Trump gibi Erdoğan’ın yolsuzluklarının üzerini dahi kapatan bir liderin iktidarda olduğu ABD’den arka arkaya gelen bu açıklamaların, Türkiye kaynaklı gerginlikler üzerine daha da sertleşebileceği belirtiliyor.

 

Doğu Akdeniz’de artan tansiyon Avrupa Birliği’nin de en önemli gündemlerinden birini oluşturuyor.

 

1 Ekim’deki AB liderler zirvesinde her ne kadar Türkiye’ye yönelik bir ambargo kararı çıkmadıysa da, bunda Almanya’nın Türkiye’nin tamamen Rusya eksenine kaymasını engelleme ve Türkiye’nin mülteci kozunu kullanma kaygısından kaynaklanıyor.

 

Ancak Almanya da gittikçe tavrını sergiliyor. Türk-Yunan krizinin daha fazla tırmanmasını engelleme girişimlerinde bulunan Almanya, Oruç Reis’in tekrar bölgeye gönderilmesine, Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’a yapacağı ziyaretlerden Türkiye ayağını iptal etmesiyle tepki gösterdi. Bununla da kalmayan Maas, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis'le görüşmesi sırasında, Oruç Reis sismik gemisinin Yunan kıta sahanlığında kaldığı sürece ülkesinin Türkiye ile müzakere masasına oturmayacağını söyledi.

 

Yine Fransız mevkidaşı Jean-Yves Le Drian ile düzenlediği ortak basın toplantısında ise bu kez tavrını daha da sertleştiren Maas, Avrupa Birliği’nin Aralık ayında yapılacak zirvesinde Türkiye’ye yönelik ambargonun gündeme gelip gelmeyeceğine yönelik kararları için Türkiye’ye bir haftalık süre verdiklerini, bu süre içinde Türkiye’nin Oruç Reis’i bölgeden çekmesini beklediklerini ifade etti.

 

Fransa ise krizden dolayı Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi cezalandırması gerektiğini belirtiyor ve Aralık zirvesinden bu konuda ciddi bir baskı yapabileceği öne sürülüyor.

 

Tıpkı Fransa ve Kıbrıs gibi Türkiye’nin cezalandırılması için baskı yapan ülkelerden Yunanistan da, Oruç Reis’in tekrar bölgeye gönderilmesi üzerine Türkiye ile masaya oturmak istemediklerini belirtiyor. Konuyla ilgili olarak Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis "Bu şartlar altında Türkiye ile masaya oturmayız" dedi.

 

Türkiye ile Yunanistan arasında 70 yıldan fazla bir süredir devam eden Ege ve Kıbrıs sorunlarına son olarak Doğu Akdeniz’de doğal gaz kaynaklarının bulunmasından sonra münhasır ekonomik bölge tartışmaları da eklenmişti. Türkiye, Ege’de Yunanistan’ın kıta sahanlığını 6 mildan 12 mile çıkarmasını savaş sebebi sayıyor, Kıbrıs’ın kuzeyinin Türklere ait olduğunu belirtiyor. Türkiye ayrıca Meis adasından dolayı Yunanistan’ın Türkiye’nin Akdeniz’e açılmasını engellediğini belirterek, bu adanın kıta sahanlığını tanımıyor. Libya ile yapılan Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması’nı baz alan Türkiye, Yunanistan ile Kıbrıs arasındaki bölgenin de kendine ait olduğunu ileri sürüyor. Buna karşılık Yunanistan ise Mısır’la yaptığı benzer bir anlaşma ile aynı bölgeler üzerinde hak iddia ediyor.

 

Türkiye’nin dış politikada yaşadığı savrulmanın vardığı nokta hafta içi Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun İsveçli kadın mevkidaşı Ann Linde ile ortak bir basın toplantısı sırasında sergilediği tavırla net bir şekilde ortaya çıktı. Basın toplantısında Linde, Türkiye'nin Kuzey Doğu Suriye'den çekilmesi gerektiğini söyleyince, Çavuşoğlu, "Siz kimden yetki alarak Türkiye'nin Suriye'den çıkmasını istiyorsunuz? Suriye, İsveç yönetimine veya AB'ye böyle bir yetki mi verdi?" ifadesini kullandı. Daha sonrasında ikili arasında 'çifte standart' tartışması yaşanırken, Linde Çavuşoğlu'na "Umarım Türkiye'deki herkes tıpkı sizin gibi görüşlerini açıkça ve samimi bir şekilde ifade etme özgürlüğüne sahip olur" dedi.

 

Erdoğan’ın kriz tırmandırma stratejisinin hızla ters teptiğine en iyi örnek ise Ortadoğu ülkelerinden geldi.

 

Suudi Arabistan uzun süredir medya üzerinden Türk mallarına boykot çağrısı yapıyordu. Bu çağrının hızla yankı bulduğu ve Türk şirketlerinin büyük zararlara uğradıkları ortaya çıktı. Türk işadamlarına göre Türkiye bu boykot çağrılarından dolayı şu ana kadar en az üç milyar dolarlık bir kayıp yaşadı. Türkiye’nin bölgedeki politikasını değiştirmemesi durumunda boykotun diğer ülkelere yayılabileceği belirtiliyor.

 

Hatta Sözcü gazetesinin iddiasına göre şimdiden Kuzey Afrika ülkeleri Cezayir, Fas ve Tunus’ta Türkiye’den gelen tırların uzun süre bekletildikleri öne sürülüyor. Boykotun Ürdün ve Mısır gibi Türkiye’nin serbest ticaret anlaşmaları yaptığı ülkelere sıçraması durumunda kayıpların katlanabileceği belirtiliyor. Türkiye ile Mısır arasındaki ticaret hacmi altı milyar dolar sınırında bulunuyor.

 

Erdoğan’a ciddi bir mesaj olabilecek diğer bir açıklama da yine bu hafta Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dan geldi. Lavrov, Türkiye ile hiçbir zaman müttefik olmadıklarını, buna karşın Türkiye'nin çok yakın bir partnerleri olduğunu ve bu partnerliğin birçok alanda stratejik mahiyeti olduğunu belirtti.

 

Rus Lider Putin, şüphesiz Erdoğan’ın Trump’tan sonra sırtını yasladığı en önemli lider pozisyonunda. Hatta Putin’le gerçekleştirdiği yakın ilişkilerden dolayı Türkiye’yi Batı blokundan koparmaya çalışan Erdoğan’ın tüm bu yakın ilişkisine rağmen Putin’den korktuğu ve ayağına basmamaya çalıştığı belirtiliyor.

 

Ancak son Dağlık Karabağ krizinde Azerbaycan’a ciddi askeri yardımda bulunan ve bölgeye cihatçılardan gönderen Erdoğan’ın Rusya’nın arka bahçesi olarak adlandırılan Kafkasya’ya girmesinden dolayı Putin’in sert tepkisini çektiği biliniyor. Neredeyse her hafta Erdoğan’la telefonda görüşen Putin, Ağustos ayından itibaren neredeyse Ankara’dan gelen telefonlara cevap vermemişti. Son olarak bu hafta Erodoğan ve Putin Dağlık Karabağ konusunu görüştüler.

 

Sonuç olarak Erdoğan’ın yanında şimdilik kendisine “babam gibidir“ diyen Katar Emiri bulunuyor. Emir’in de Erdoğan’a ne kadar güvendiği soru işaretleriyle dolu.

 

Erdoğan’ın Türkiye’yi maceradan maceraya, krizden krize sürükleyen politikası sona ermedikçe Türkiye aleyhine gittikçe büyüyen dalganın tsunami yaratması an meselesi.

 



İlgili konular

merkel

Merkel'den Erdoğan'ın Macron hakkındaki açıklamalarına tepki

9 saat önce

Almanya Başbakanı Angela Merkel, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron hakkındaki açıklamalarını eleştirdi....Devamını oku