Yazarlar

Türkiye’nin en tartışmalı ultra nasyonalist örgütü: Ülkücüler

1 yıl önce

sinan mert

1970 ve 80’li yıllarda sol örgütlerle girdikleri çatışma ve mücadelelerle Türkiye’nin gündemindeydiler.

1990’larda bu kez mafyatik yapılanmalarla karşımıza çıktılar. Son yıllarda ise liderleri Devlet Bahçeli’nin AKP Lideri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la kurduğu ittifaktan dolayı İslamcı rejimin kontrolüne girdiler.

 

Bazılarına göre koyu bir ırkçı örgüt Ülkücüler. Öyle ki İslami kimliğinden dolayı Osmanlı İmparatorluğu’na dahi soğuk bakan üyeleri dahi var. Kimileri ise onları Türk-İslam sentezinin bir ürünü olarak görüyor. Fakat gerçek şu ki Batı’daki ırkçı, şövenist, faşist örgütlerle büyük bir benzerlik gösteren ülkücüler kendi içinde yekpare değil. Ultra ırkçıdan, sıradan dindar Anadolu insanına, bir uçtan diğer bir uca geniş bir yelpazede yer alabiliyorlar.

 

Ülkücülerin AKP’nin kontrolüne girdikten sonra nasıl tutarsız davrandıklarına dair ilginç örnekler var:


Bahçeli’nin Erdoğan’la ittifakını resmi olarak açıklamadığı dönemde ülkücülerin Çin’in Uygurlara yönelik zulümleri konusunda ciddi bir hassasiyetleri vardı. Doğu Türkistan’da yaşayan Uygurlara yönelik Çin baskısını protesto eden ülkücüler 4 Temmuz 2015’te Türkiye’ye turist olarak gelen Korelileri Çinli zannederek dövdüler. Bu durumu savunan Bahçeli ise Çinlilerin de Korelilerin de çekik gözlü olduklarını, ülkücülerin bunu farkedemeyebileceklerini savundu.

 

Ancak ne ülkücüler ve ne de Bahçeli, geçtiğimiz yıldan itibaren başlayan Çin’in Uygurları toplama kamplarına götürmesine ise hiçbir tepki göstermiyorlar. Öyle ki başta ABD ve Batılı ülkeler olmak üzere pek çok ülke Çin’e bu eylemlerinden dolayı sert tepkiler gösteriyor.

 

Bunun sebebi şüphesiz Erdoğan’ın Rusya, Çin ve İran’la kurduğu Batı karşıtı ittifak önemli bir rol oynuyor.

 

Halbuki Bahçeli, Kuzey Irak Kürt Yönetimi’nin bağımsızlık için referanduma gitmesi üzerine Eylül 2017’de yaptığı bir konuşmada beş bin ülkücünün Kuzey Irak ve Kerkük’e girmek için hazır beklediğini söylemişti.

 

Bir dönem bu hareketin kurucusu Alparslan Türkeş’in isminden dolayı Türkeşçilik olarak da adlandırılan ülkücülüğün temelini Kürt kökenli edebiyatçı Ziya Gökalp’in kullandığı “milli mefküre“ ve Türkçü-Turancı Hüseyin Nihal Atsız’ın “milli ülkü“ terminolojisi oluşturuyor. Ülkücülük Batılı anlamda ‘idealizm‘ anlamına geliyor.

 

Ülkücülerin Türk siyasi tarihinde ilk ortaya çıktıkları tarih 1940’lı yıllardır. 1944’te dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na iki mektup yazan Nihal Atsız, Türkiye’nin Atatürk dönemindeki Türkçülük ideolijisinden uzaklaştığını, yabancı etkilerin arttığını belirtiyor. Ancak dönemin sol tandanslı edebiyatçı politikacılarından Sebahattin Ali’nin Atsız’ı mahkemeye şikayet etmesi üzerine Atsız ve pek çok arkadaşı tutuklandı.

 

Tutuklananlar arasında ülkücü hareketin babası olarak kabul edilen ve Atsız’ın yanına sık sık gidip gelen üsteğmen Alparslan Türkeş de bulunuyordu. Tutuklanmayı protesto eden binlerce genç Ankara’da yürüyüş düzenledi.

 

1960’lı yıllarda ülkücüler partileşmeye başladı. İlk partileri de iki partinin birleşimiyle kurulan Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi oldu. 1965’te partinin başkanı seçilen Türkeş, 1969’da partinin ismini Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirdi.

 

Türkeş’in Atatürk ilkelerini temel alan “Dokuz Işık” ülkücü hareketin ana ilkeleri olarak belirlendi. Buna göre komünizm, kapitalizm ve emperyalizm dışında Türk milletine en uygun kalkınma modelinin ”üçüncü yol” ya da “ülkücü yol” olduğu açıklandı.

 

Dokuz Işık’ta dokuz ilke bulunuyor: Milliyetçilik, ülkücülük, ahlakçılık, ilimcilik, toplumculuk, köycülük, gelişmecilik ve halkçılık, endüstricilik ve teknikçilik…

 

Atatürk’ün altı ilkesi olan; Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik, Devletçilik, Laiklik ve Inkılapçılık’ın biraz daha genişletilmiş halidir Dokuz Işık.

 

Ancak Türkeş, hareketin toplum tabanında daha iyi karşılık bulması için bazı İslami terminolojiler de kullanmaya başladı. Bunun için de, “Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslümanız” sloganını geliştirdi.

 

Tanrı Dağı (gerçek ismiyle Tienşan Dağları), Türklerin Orta Asya’dan tüm dünyaya yayıldıkları bölgede bulunan dağların ismi. Hira Dağı da Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göç ederken, peşine düşen Mekkelilerden saklanmak için sığındığı tepenin ismi. Kürt asıllı Seyyid Ahmet Arvasi ve asker kökenli Dündar Taşer gibi isimler hareketin ideolojisini “Türk-İslam Ülküsü” şeklinde idealize etmiştir.

 

Ülkücülerin partileşme döneminde, hareketin temelini oluşturan gençler de aynı yıllarda özellikle üniversitelerde örgütlenmeye başladılar. İlk olarak da 18 Mart 1966’da Ankara Üniversitesi’nde Ülkü Ocakları’nı kurdular. Temel amaçları ise üniversitelerde kontrolü elde eden solcu ve komünist öğrencilerle mücadele etmekti. Daha sonraki yıllarda MHP’nin paramiliter gücü haline geldiler.

 

1970’li yıllardaki sağ-sol çatışmalarında öncü rol oynayan Ülkü Ocakları’nın tarihteki en akılda kalıcı eylemleri 1 Mayıs 1977’de İstanbul Taksim’de sol görüşlü kişilere saldırmaları sonucu en az 41 kişinin ölmesi ve bir yıl sonra Kahraman Maraş’ta 100’den fazla Alevi’nin öldürülmesine öncülük etmeleridir. 1981’de Papa 2. Jean Paul’e suikast girişiminde bulunan Mehmet Ali Ağca’nın da ülkücü kökenli olduğu iddia edilmektedir.
Ağca’nın bu eylemini gerçekleştirdiği yıllar ülkücü hareketin derin devlet tarafından kullanılmaya başlandığı yıllar olarak da adlandırılmaktadır. Kimilerine göre derin devlet, ABD tarafından NATO üyesi ülkeleri muhtemel bir Sovyetler Birliği işgaline karşı korumak amacıyla oluşturulan Gladyo Operasyonu’nun Türkiye şubesi olarak faaliyet gösteren Kontr Gerilla biriminin adıdıdır. Kontr Gerilla dairesinin ağırlıklı olarak ülkücüleri kullanarak Kürtler, Ermeniler, Aleviler, Komünistler ve hatta rejimlere muhalif isimlerin susturulması için kullanıldığı bilinmektedir.

 

18 Haziran 1988’de modern Türkiye’nin kurucusu olarak kabul edilen Turgut Özal’a yönelik silahlı saldırıda bulunan Kartal Demirağ’ın da üst düzey bir Ülkücü olduğu biliniyor. Derin devletin Özal’ın Yunanistan’la ilişkileri düzeltmek için bu ülkeye düzenlediği ziyaretten sonra bu suikasti Demirağ’a yaptırdığı öne sürülmüştü.

 

Türkiye’de Susurluk Skandalı olarak bilinen 1996’daki olay ise ülkücülerin mafya ve derin devlet ile nasıl iç içe olduğunu ortaya koymuştu. Balıkesir’in Susurluk ilçesinde Kasım 1996’da meydana gelen bir trafik kazasında aynı otomobilde bulunan kişilerin kimlikleri yıllardır Türkiye’de tartışılıyor. Kaza sırasında otomobilde bulunan ülkücülerin iki numaralı ismi Abdullah Çatlı ve Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ olay sırasında hayatını kaybetti. Büyük Kürt aşiretlerinden Bucak’ın başındaki isim Sedat Bucak ise olayda ağır yaralı olarak kurtuldu. Bucak aşireti Türk devletinin Kürtleri bölmek için kullandığı stratejilerden biri devlet yanlısı ve karşıtı Kürtler şeklindeki çalışmasıdır ve Bucak aşireti de devlet yanlısı olarak adlandırılmaktadır. Sedat Bucak üç dönem milletvekilliği de yaptı.

 

2007 yılında öldürülen Ermeni asıllı gazeteci Hrant Dink olayının perde arkasında da yine ülkücüler önemli rol oynadı. Olayı azmettirenlerin yanı sıra tetiği çeken kişiler Yasin Hayal, Erhan Tuncel ve Ogün Samast’ın ülkücü kökenli olmaları dikkat çekiyor.

 

Recep Tayyip Erdoğan hükümetini devirmeye yönelik ortaya çıkan bilgi ve belgelere adını veren Ergenekon yargılamaları sırasında da Ülkücülerin derin devlet tarafından nasıl kullanıldıklarına dair pek çok delil ortaya çıktı. Özellikle Ermeniler ve Kürtlere karşı Türk istihbarat teşkilatı MİT’in ülkücüleri silahlandırarak pek çok önde gelen Kürt ve Ermeni isme yönelik suikast düzenlettiği belirtiliyor. 1970 ve 80’li yıllarda Türk diplomatik misyonlarına yönelik Ermeni terör örgütü ASALA tarafından düzenlenen pek çok saldırıda elliden fazla Türk diplomat hayatını kaybetti. Daha sonraki yıllarda Türk istihbaratının organize ettiği ve ağırlıklı olarak ülkücülerin kullanıldığı operasyonlarda pek çok ASALA mensubu öldürüldü. Bu tarihten sonra Türk diplomatik misyonlarına yönelik saldırılar da sona erdi.

 

Son yıllarda Türkiye’de etkin hale gelen ve Erdoğan yönetimi döneminde ise açıkça faaliyet yapmaktan çekinmeyen mafyatik yapıların çoğunun kendisini ülkücü olarak adlandırması, hatta mafya liderlerinden biri olan Alaattin Çakıcı’nın hapisten çıkması için Bahçeli’nin bizzat devreye girmesi de bu durumu açıkça ortaya koymaktadır.

 

Türkeş’in partinin ismini Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirdiği 1969’da üç hilalli amblem de Türk siyaset arenasında yerini almaya başladı. Ülkücülere göre üç hilal Türklerin üç kıtada; Asya, Avrupa ve Afrika’da yayılmasına işaret ediyor.

 

Yine aynı tarihte Türkeş ilk kez ülkücülere ”bozkurtlar” olarak hitap etti. Ülkücülere göre Türkler Orta Asya’da “Asena” adlı gri bir dişi kurttan türemiştir. Bundan dolayı üç parmaklarını birleştirerek kurt işareti yapıyorlar. Yine ülkücülere göre Türklerin doğduğu toprakların ismi de Ergenekon’dur. İki binli yıllarda Türk siyaset tarihine giren Ergenekon terör örgütü adlı grubun da temelini Türklerin anayurdu olarak kabul edilen Ergenekon efsanesi oluşturuyor.

 

Ancak Türkeş’in ülkücülük hareketi içine İslamcılığı da dahil etmesi, bu ideolojinin fikir babası olan Atsız’ı ciddi bir şekilde rahatsız etti. Kongrede bir konuşma yapan Atsız, "Sen git güvendiğin Araplara biat et!, Oy toplamak için Arap develere bin!" söylemleriyle Türkeş’i sert sözlerle eleştirdi ve partiden ayrıldı.

 

Arvasi’nin “Türk-İslam Ülküsü” fikri bu hareketin genellikle dindar olan Anadolu’daki gençleri arasında hızla yayılmasını sağlamıştır. Özellikle o dönemde moda olan komünist eylemlere karşı geliştirilen anti-komünist söylemler ve Sünnî-Hanefî kimlik harekete olan ilgiyi daha da artırdı. 1970’li yıllarda şair vey azar Necip Fazıl Kısakürek de ülkücü hareketin manevi liderleri arasında yer aldı.

 

12 Eylül 1980 darbesi geleneksel tüm partileri adeta biçti. Tüm partiler kapatılırken, bundan MHP de nasibini aldı. 1987’de Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) adıyla siyaset sahnesine dönen ülkücüler 1991 genel seçimlerine Necmettin Erbakan liderliğindeki Refah Partisi ile ittifak ederek katıldı ve meclise girmeyi başardı. Ancak 1991 aynı zamanda ülkücü hareket içindeki parçalanmayı da beraberinde getirdi. MÇP’nin Doğru Yol Partisi-Sosyal Demokrat Halkçı Parti’yi destekleme kararı alması, MÇP içindeki daha islamcı olan kanadın ayrılmasına sebep oldu. Ülkü Ocakları eski başkanı Muhsin Yazıcıoğlu liderliğindeki daha dindar ülkücüleri kapsayan hareket 1993 yılında Büyük Birlik Partisi adıyla siyaset sahnesine girdi. Parti olarak Milliyetçi Hareket Partisi ve Büyük Birlik Partisi şeklinde ikiye bölünen ülkücüler, hareketin temelini oluşturan ve gençleri biraraya getiren Ülkü Ocakları’nın da bölünmesine yol açtı. Yazıcıoğlu kendisine bağlı ülkücüleri Alperen Ocakları ve Nizam-ı Alem Ocakları şeklinde örgütledi. Alperen Ocakları ve Nizam-ı Alem Ocakları daha ağırlıklı olarak Türk ve İslam sentezini savunurken, Ülkü Ocakları ise Türklük ideolojisini daha ön planda tutmaktadır.

 

Ancak Devlet Bahçeli’nin Erdoğan’la koalisyon yapmasından sonra tüm ideolojiler iç içe geçti. Mevcut şartlarda tüm Ülkü Ocakları tıpkı AKP ve Erdoğan gibi İslamcı söylemleri rahatlıkla dile getirebilmektedir.

 

Bahçeli, 1997 yılında Türkeş’in ölümü üzerine oğlu Tuğrul Türkeş’le girdiği yarışı kazanarak hareketin başına geçti. Bahçeli ile birlikte ülkücü harekette hızlı bir değişim görülmeye başlandı. Gençlerin 70’li ve 80’li yıllardaki gibi sokak eylemlerine katılmalarını engelleyen Bahçeli, pasif bir politika izlediği gerekçesiyle sık sık eleştirildi ve 2015 yılında MHP yeniden parçalanmanın eşiğine geldi.

 

Meral Akşener’in başını çektiği muhalifler daha sonra İYİ Parti’yi kurarak ülkücü hareket ve milliyetçilerin oylarını almaya çalıştı.

 

Bahçeli’nin özellikle AKP ile ilişkileri çok dikkat çekti. Her ne kadar son yıllarda Bahçeli Erdoğan’la ittifak etmiş olsa da daha birkaç yıl öncesine kadar iki lider birbiri aleyhine çok ağır sözler sarfetmişti. Erdoğan Bahçeli’nin evli olmamasını eleştirmek için, “Onun çocuğu yok, çocuktan ne anlar o“ sözünü sarfetmişti. Bahçeli de Erdoğan’ın Türk asıllı olmamasını “köksüz“ sözleriyle dile getirmişti.

 

Türk akademisyenlerden Ahmet İnsel’e göre ülkücülük ideolojisi Amerikalı faşistlerin “Love it or leave it“ sloganına çok benziyor. Çünkü ülkücüler de yıllarca komünistler için, “Komünistler Moskova’ya!“ sloganını kullanmıştı. Daha sonraki yıllarda pek çok ülkücü, laik Kemalistlerle birlikte başörtüsü kullanan kadınlar için “Başörtülüler İran’a, Suudi Arabistan’a“ sloganları atmıştı.

 

Türk ırkının üstünlüğüne inanan ülkücüler, Türkiye’de yaşayan herkesin Türk olduğunu, Türk olmayanların ise ülkeyi terketmeleri gerektiğini düşünüyor. Türkiye gibi Türk olan Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Özbekistan, Doğu Türkistan‘ın (Çin) birleşmesini savunan Turancı (Türklerin yurdu) bir ideolojiye sahip ülkücüler Balkanlardan Doğu Türkistan’a kadar olan tüm toprakların Türklere ait olduğunu öne sürüyor.
1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ülkücüler bağımsızlığını yeni kazanan Türki cumhuriyetlerle yeni bir Türk imparatorluğunun doğacağına inaniyordu.

 

Son yıllarda özellikle Suriyeli göçmenlere yönelik pek çok gösteri ve cinayetin arkasında olmakla suçlanan ülkücülerin aynı zamanda Kürt gençlere yönelik eylemleri organize ettikleri de ileri sürülüyor. Son yıllarda üniversitelerde, işyerlerinde, kafelerde Kürt ve Türk gençler arasında çıkan çatışma ve kavgalarda çok sayıda kişi hayatını kaybetti.

 

Ülkücülerin hareketleri sadece Türkiye’de sorun oluşturmuyor. Türk nüfusun yoğun olduğu Avrupa ülkelerinde de ülkücüler zaman zaman eleştirilerin merkezinde yer alabiliyor. Son olarak Şubat 2019’da Avusturya’nın ülkücü örgütleri yasaklaması ile Avrupa’nın gündemine gelen ülkücüler geçtiğimiz ay ABD’deki Trump karşıtı gösterilerle adından söz ettiren Antifa üyeleriyle girdikleri çatışmalarla adından sözettirdiler. Avusturya’nın başkenti Viyana’yı savaş alanine çeviren ülkücüler, Antifa bünyesinde gösteri yapanların büyük bir çoğunluğunun Kürt olduğunu ve Kürtlerin Türkiye karşıtı faaliyetlerde bulunduklarını öne sürüyorlar.

 

Avrupa’daki en büyük ırkçı yapılanma olarak adlandırılan ülkücü organizasyonların yasaklanması için pek çok Avrupa ülkesinde girişimler bulunuyor. Alman partiler 2018’de meclise getirdikleri bir tasarıda ülkücü selamlaşmaların yasaklanmasını teklif etmişti.

 

Türk siyaset ve sosyal hayatının en önemli parçalarından olan ülkücülerin gerçek sayısı hakkında pek çok spekülasyon var. Kimilerine göre onların sayısı yüzde 3’ü geçmiyor. MHP’ye oy verenlerin hepsi ülkücü değil.

 

Türk seçmenlerin yüzde 70’i sağ partilere oy verdiklerinden, pek çok seçmen MHP’yi ülkücü olmaktan çok sağcı olarak değerlendiriyor. MHP’nin oyunun yüzde 8 ile 17 arasında değişmesi de konjonktürel olarak oyunu artırdığı ya da oy kaybettiğini gösteriyor. Aynı şekilde MHP kadar oy almaya başlayan İYİ Parti de ülkücü tabana hitap ediyor. Her iki partinin de oy oranı yapılan son anketlere göre yüzde 8-11 aralığında görülüyor. Bu da ülkücü oyların en az yüzde 20 olduğu anlamına geliyor. Fakat bu partilere sadece ülkücüler değil, Kürtler, solcular, liberaller, İslamcılar, tarikatlar da oy veriyor.

 

Şu anda Erdoğan’la zoraki bir evlilik içinde olan ülkücülerin daha önce sol tandanslı CHP ve Sosyal Demokrat Halkçı Parti’den aşırı sağcı Refah Partisi’ne farklı çizgilerdeki partilerle koalisyonlar gerçekleştirmesi ülkücülerin ideolojilerini de ortaya koyuyor.

 

Bu durum ülkücü hareket içinde yer alan kişilerin solcu, demokrat, Kürt, milliyetçi olabileceğini gösteriyor. Ancak Türkiye’de kafatasçı olarak adlandırılan ultra nasyonalist düşüncedeki kişilerin oranının her ne kadar şimdilik düşük olsa da Avrupa ve dünyanın diğer yerleriyle paralel olarak attığını da söylemek gerek.



İlgili konular

erdoğan

Erdoğan: Müzakere öncesi biz de heyetlerle kısa bir görüşme yapacağız

1 ay önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Rusya ve Ukrayna heyetleri, yarın İstanbul'da tekrar bir araya geliyor. Toplantı öncesi biz de heyetlerle bir araya gelerek kısa bir görüşme yapacağız" diye konuştu....Devamını oku
Erdoğan

Erdoğan: Bakraç içinde Manda yoğurdu, hurma, bal ve yulaf ezmesi yer uyurum

1 ay önce

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Tokat ziyaretinde çiftçiler ile bir araya geldi....Devamını oku