Yazarlar

Vatansız mı kaldık yoksa? 

2 yıl önce

ertekin ekin

Bir devlet, kendisine canı gönülden bağlı vatandaşları ile daha farklı bir anlam kazanır. Başka bir söyleyişle ortak paylaşımın sonsuza dek sürmesi arzu edilen coğrafyalardır bir arada yaşanılan devletler.

Her vatanını seven insan gibi bizler de devletimize bedenen, ruhen ve kalbî olarak bağlanmışız. Yani bu ülkenin yasal ve hukukî olarak 'vatandaşlık' tanımı içerisinde yer alan birer fertleri olarak görüyoruz kendimizi.

 

Bu bağ ile 'vatandaşı' olduğumuz devletimizin egemenliği ve hukukî koruması altına girmiş kabul ediliriz. Elbette bu hak kazanımı ile birlikte devlete karşı sorumluluklarımız ve 'sadakat borcumuz' da vardır. Bu yüzden kendini ve sorumluluklarını bilen her bir ferdimiz kendisi/ülkesi için eğitim alır, kendini yetiştirir ve farklı kademelerde devletine maksimum faydalı olmaya gayret gösterir.


Devletimizin bizleri kendi hukuku dahilinde kabul edebilmesi, Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesi ile de teminat altına alınmıştır. Ayrıca devletimizin uygulamalarının uluslararası hukuk ilkelerine azami derecede uygunluk ve kabul edilebilirlik şartı da gerekmektedir. Bu şekilde devleti(mizi) yöneten hükümetlerin keyfi uygulamaları engellenmek istenmiştir.


Bu bağlamda uluslararası hukuk, her bireyin bir 'vatandaşlık hakkı' olduğunu savunur. Böylece kanunî düzenlemelerle 'vatansızlık' bir problem olmaktan çıkarılmaya çalışılmıştır Bu hususta devletten her türlü istismarların önüne geçebilmesi beklenir. Bununla birlikte bireye 'vatandaşlık değişimi' hakkı da tanınması gereği duyulmuştur. Bu durum bireyi zorlamayı reddeder ve bireyin özgür iradesine saygı duyar.


Avrupa Sözleşmesi, yeryüzünde vatansızlığı önlemeyi amaçlar. Zira her bireyin ait olduğu bir 'vatandaşlık' hakkı olmalıdır. Vatandaşlık hakkı asla keyfî bir şekilde bireyin elinden alınmamalıdır! Ülkemizde 'vatansızlığı' önlemeye yönelik Anayasamızda bir çok hüküm yer almaktadır. Anayasada bireyin vatandaşlığı seçme, değiştirme haklarına saygı duyduğu da ifade edilir.


Vatandaşlık, birey ile devlet arasında din/ dil/ırk/mezhep/nesep farkı gözetmeksizin hukukî bir ilişki kurar. Ve Vatandaşlık, kanunun belirlediği şartlarla kazanılır/kaybedilir. Vatana bağlılığını zedeleyici açık ve sabit bir eylemi olmadıkça bu ülkenin hiç bir ferdi vatandaşlıktan çıkarılamaz ve bununla ilgili yargı yolu kapatılamaz. Vatandaş keyfî uygulamalara maruz bırakılamaz!.


Uluslararası hukuk kuralları dikkate alındığında 'Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun, bünyesinde yapılan bir çok farklı değişiklik nedeniyle yapısal olarak bozulduğu görülür. Bu durumu anlamada ülkemizin çevresinde meydana gelen siyasal ve sosyolojik göç hadiselerinin etkisi de büyük olmuştur.


Buraya kadar hukukî açıdan her şey normal seyrinde gidiyor gibidir. Ancak ülkemizin içinden geçtiği süreç ve zaman dilimi hiç de kendi vatandaşını düşünür/haklarını korur ve onlar için çalışır uygulamalar peşinde olmadığını gösteriyor. Maalesef Dünya'nın gözü önünde bir devlet, bir iktidar elinde nasıl da oyuncak haline getirilir acı bir şekilde görmüş olduk!


Ömrü boyunca yolu emniyete düşmeyen 800 bin insan bir gecede bir anda terörist yaftası/iftirası yedi bu ülkede. Bir defa bile olsa adlî koridorları görmeyen karıncayı incitmeyen yufka yürekli nice insan terörist ilan edildi bu Devlet ve hükümet tarafından! Dünyanın en eğitimli insanlarını KHK ile işsiz bırakan ve acımasızca zindanlara dolduran zihniyet bütün bunları yaşatırken uyuşturucu ve silah tüccarlarına ise bir o kadar şefkatli davrandı.


Adaletin dağının en tepesindeki insan hadiselere dağın dibinden bile bakma cesaretini/kararlılığını ve özgüvenini gösteremedi!.. En ufak vicdan/adalet kırıntısı bulunmayan Bakan, -üstelik pişkince ve utanmadan- yüz binlerce insana yapılanı "Temizlik hareketi" olarak gördüğünü açıkladı. Ve yaptıkları bu usulsüzlüğü de AYM ile tescillediklerini ifade etti.


Hatırlarsanız AİHM daha önce de yapılan bir ihraç başvurusu ile ilgili olarak AKP Hükümetine "kişinin ihracının arındırma kapsamında olup olmadığını" sormuştu. Kendisine yöneltilen ve üstelik hukuki bir talep iken bunu bile görmezden gelen iktidarın hukuksuzluktan başka gözü hiç bir şey görmüyor.Nerede bir muhalif varsa bir etiket vurup üzerini gömmeye/kapatmaya çalışıyor.


Bu ülkede hukuku en üst seviyede en adil şekilde temsil etmesi gereken AYM bile taraflı/yanlı davranarak kalbiyle/ruhuyla/ her şeyiyle vatanına bağlı insanları öz yurdunda garip ve vatansız bırakmayı tercih etmiştir. Bu ülkede devlet tarafından açılan ya da açılması desteklenen/teşvik edilen kurumlarla irtibatlı/iltisaklı olmak da suç kabul edildi maalesef! Ve üstelik bunun devlete olan 'sadakat' bağını zayıflattığı da belirtildi. Bu durum aslında 'ötenazi' uygulamalarının hukuki bir zemine oturtulmaya çalışılmasından başka bir şey değildir. Biraz samimi ve azıcık adaletten yana davranmış olsalar suçlanan yüz binlerce insanın Anayasaya 'sadakat' derecesinde bağlı olduklarını görecekler.


Kendi kafalarından uydurdukları, suç gibi gösterdikleri -hukukta asla yeri olmayan tanımlarla- kavramlarla asla insanların sadakati sorgulanamaz. 15 Temmuz tiyatrosu üzerinden tam dört yıl geçtiği halde çatlatmadık sabır taşı bırakmayan on binlerce insanın bu süreçte yasa dışı bir faaliyeti ya da sadakatine halel getirecek bir hareketine şahit olunmadı.


Her şey ayan beyan ortada iken bu ülkede vatandaşların bir kısmı sanki ithal edilmiş bir mal bir meta gibi görülüyor ne yazık ki!.. Bireyin fiili olarak yaptıkları değil de zan'la hareket edip 'yapma' ihtimali olanlar sorgulanıyor! Yani kısaca 'düşman ceza hukuku' uygulanıyor bilerek ve isteyerek. Bu ülkede 81 milyon içerisinde her ferdin sahip olması gereken hak ve hukuk birilerini fena halde rahatsız ediyor nitekim.


Bu ülkede şaşıracak bir şey bırakılmadı. Bu bağlamda AYM'nin KHK ile kamudan ve kamu gücünü kullanan özel hukuk tüzel kişiliğine sahip kurumlardan yapılan ihraçları "Arındırma işlemi" olarak degerlendirmesi de şahsen beni hiç şaşırtmadı. Zira AYM'nin yapılan hukuksuz işlemleri "haklı gerekçelere dayanan gelişmeler" olarak kabul etmesi iktidar ile el ele ve kol kola olduğunun en açık göstergesidir. İktidarın keyfî uygulamalarına 'dur' demesi beklenen ve insanların devlete bağlılıklarında önemli bir mihenk olan AYM, iktidarın ortağı/maşası gibi davranamaz ve davranmamalıydı. Bu mağduriyetlerle ilgili AYM'nin aldığı keyfî kararlar evrensel hukuk kurallarına aykırıdır/ ters düşmektedir.


AYM'nin, bireyin hak ve özgürlüklerini korumak yerine -maalesef- yapılan hukuksuz uygulamalara göz yumduğu hatta meşrulaştırmaya çalıştığı görülmektedir. İktidar ve yandaşları aldıkları kararların gölgesinde bir gün kendilerinin de hesap vereceği gerçeğini hep görmezden geliyorlar! Bu da bize ortada devlet namına bir yapılanma kalmadığını gösteriyor ne yazık ki!


Böyle kirli bir ortamda insanın aklına ister istemez 'Ülke, vatan, vatandaşlık, sadakat, Anayasa, hak, adalet...' gibi kavramlardan geriye ne kaldı diye sorular takılıp kalıyor. Acaba öz yurdumuzda -yine- garip ve vatansız mı kaldık yoksa?



İlgili konular

Akrep Nalan

5 Mart gün özeti

11 ay önce

Günün önemli haber başlıklarını sizlerle paylaşıyoruz...Devamını oku
KHK

KHK’lıya 'şoförlüğe uygun' belgesi verilmedi

11 ay önce

672 Sayılı KHK ile ihraç edilen Aytaç Saçmalı, servis şoförlüğü için belediyeye başvururken, Kayseri Büyükşehir Belediyesi Saçmalı'ya KHK'li olduğu için uygunluk sertifikası vermedi....Devamını oku